29 Kasım 2016 Salı

mithat alam'ın olağanüstü ikinci hayatı

Mithat Alam'ı kaybetmişiz... Onunla yapılan söyleşiden çıkan 'Sinemayı Seven Adam' kitabı için yazdığım, üç gün evvel Hürriyet Cumartesi'de çıkan yazıyı buraya alayım. Okusun isterdim. Tanımış olmak isterdim...


Hakkında bir şeyler okuduğunuzda ya da birileri onu size anlattığında, “Keşke ben de tanısam” dediğiniz insanlar vardır. Olup biteni bulduğu gibi bırakmamış, gidişata müdahale etmiş, hem çevresini hem dokunup geçtiği insanları değiştirmişlerdir.
Mithat Alam böyle bir insan.
Üstelik, aranızda onun adını hiç işitmemiş olanlar varsa, biliniz ki, ‘Mithat Bey’ sizi bile değiştirdi.
Nedeni nasılı, onunla yapılan nehir söyleşinin dökümü olan, ‘Sinemayı Seven Adam’ isimli hazine kitapta.
Bir küçük ipucu: Neden bir 'Sinema-Televizyon’ bölümüne sahip olmayan Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun, yönetmeni, yapımcısı, kurgucusu, eleştirmeni birçok sinemacı var? 
Nedeni Mithat Alam’ın hayatı. Daha doğrusu, ikinci hayatı... Çocukluğundan beri, gündelik hayhuydan artırabildiği her anı sinema salonlarında geçiren, kendini filmlere adayan, sözcüğün hakkını vererek bir ‘sinefil’ gibi yaşayan Alam, sıkıcı bulduğu, kendini tükettiğini düşündüğü ama çok da başarıyla yürüttüğü iş hayatını, bir gün geri dönmemecesine bıraktı. Sinemaya aşkını bilen akademisyen dostları tarafından kendisinin de mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesi’ne bir derste konuşma yapmak üzere davet edilmişti. Heyecandan fanilasına kadar sırılsıklam kaldığı dakikalar boyunca tutkusunu öğrencilere de bulaştırdı. O kadar çok sevildi ki, bu bir saatlik konuşma, dönemlik derslere evrildi.  Ardından, maddi manevi her şeyini, neredeyse tüm birikimini vererek sıfırdan ördüğü, bugün dahi ülkenin en ciddi sinema arşivi olarak hizmet veren, bir yandan da sinemacılar yetiştiren, önemli sinemacıların ülkemize gelmesini sağlayan, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Mithat Alam Film Merkezi’ni kurdu. Bu da yetmedi Alam’a, yine kendi adını taşıyan eğitim vakfıyla sinema okumak isteyen öğrencilere burs verdi.

Ama her şeyden öte, Alam, öğrencilere kendi varlığını sundu. Sınıftan taşan, kendi evindeki özel film gösterimlerinde gece yarılarına kadar süren sohbetlerde bir öğrenci kuşağı dünyayı, sinemanın imkânlarını tanıdı; tanımaya devam ediyor.
‘Sinemayı Seven Adam’ kitabının yazarı Umut Barış Dönmez de bu öğrencilerden. Ancak konusuna hâkim birinin soracağı derinlikte sorularla (ve aldığı cevaplarla), Alam’ın hayatını dört başı mamur bir sinema filmi gibi işlemiş Dönmez. Kitapta, Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan gibi Türkiye sinemasının ustalarıyla dostluğundan, Merkez’de yetişen ve maalesef çok erken yaşta kaybettiğimiz yönetmen Seyfi Teoman’ın öğrencilik günlerine, Gus van Sant’ı, Beyoğlu’nda bir muhallebicide nasıl beklettiğinden, Cem Yılmaz’ı ‘demir yumruk’la yönetmenin güçlüğüne meraklı ayrıntılar da buluyorsunuz.
Ama en önemlisi, bugün değil memlekette, dünyada dahi örneğine rastlanmayacak bir anıt-yaşamı tüm çıplaklığıyla okuyorsunuz.
Nehir söyleşiyi yapan Dönmez’in satırlarından naklediyorum: “(...) Daha ilk dersinden itibaren sinemaya ilişkin engin birikimi, muazzam dağarcığı ve bunu bize aktarırken gösterdiği çocuksu tutkusu karşısında afallamıştık. Daha önce böyle bir ‘hoca’ ile karşılaşmamıştım. Etkisi, sinemadan bir örnekle, ‘Ölü Ozanlar Derneği’ndeki Robin Williams’ın öğrencileri üzerindeki etkisi gibiydi. ”
‘Sinemayı Seven Adam’ Mithat Alam, hakikaten o kadar etkili oldu ki, günümüzün genç sinemacı kuşağının üyeleri ya onun öğrencisidir ya onunla film izleyip sohbet etmiştir ya onun kamuya açtığı dev arşivinden yararlanmıştır. Beyazperdeden bugün yansıyan ve sizi de muhakkak etkileyip değiştiren görüntüler işte böyle bir sürecin ürünü.
Bereketli bir film gibi, bağrından nice filmler, filmciler doğurmaya devam edecek Mithat Alam.

1 Kasım 2016 Salı

cumhuriyet


hey göklere duman durmuş dağlar hey
değirmenin üstü her gün yel olmaz
dinle ağa dinle paşa dinle bey
sen söylersin o susar mı bel olmaz


Fazıl Hüsnü Dağlarca