10 Ekim 2011 Pazartesi

gaz

Burada da aynı orada da. Polis mi atıyor gazı sanmıştınız?

Karikatür: Sheneman/ International Herald Tribune

6 Ekim 2011 Perşembe

en güzel nobel anı

Dakikalar sonra bu senenin Nobel edebiyat ödülü açıklanacak. Çok merak etmesem de, bu işin törenselliğini hep sevmişimdir. Nobel zamanı (noel zamanı gibi oldu) oluşan hava, beklentiler, bahisler içine kapalı edebiyat ortamını dışarıya açıyor. Hiç değilse bir yazarın daha fazla okunmasını sağlıyor.

Tabii bir de kendi hesabıma hiç okumayıp eşeklik ettiğim yazarlar var. Nobel almış olsalar dahi... Mesela Doris Lessing. Evde yıllardır kitapları durur; sürekli niyetlenmeme rağmen araya başka yazarlar/kitaplar girer.

Halbuki en sevdiğim Nobel anı da Lessing'e aittir. Pamuk ve Pinter'i takiben 2007'de Nobel'i almıştı. 88 yaşında... Yukarıda gördüğünüz bu fotoğrafa bayılırım. Lessing, oğluyla beraber bir hastane ziyaretinden dönmüş; evinin kapısındaki gazetecilerden Nobel haberini alıyor. Haberi hazmetmek için merdivenlerde soluklanırken; içeride telefon çalıp duruyor. Stockholm'den arıyorlar...

"Çok şaşırmadım, 40 yıldır adım bu ödül için zikrediliyordu" diyor Lessing.

O günlerde Aktüel'deydim. Bu dramatik fotoğrafın, şimdi bulamadığım daha da güzel bir versiyonunu haftanın fotoğrafı olarak kullanmıştık.

Önemli ve güzel bir fotoğraftır. Günümüzdeki gazeteci edebiyat ilişkisini mükemmelen anlatır. Sonuçta 88 yaşındayken kapısına kamp kurulan Lessing, Nobel'i  muhakkak hak ediyordu (dedim ya daha okumadım.) Ama bu ödülü kazanmak için sadece hak etmek yetmiyor; bir de denk gelmesi gerekiyor. Almayan alamayan kimler kimler var.

Benim için fark etmiyor; ama bu sene ödülü almasını istediğim yazarlar var. Kendilerini yaşatan, zenginleştiren dünya için çok çalışan yazarlar. Margaret Atwood örneğin. Kütüphaneler ölmesin diye aylardır kampanya yapıyor. Ya da adı bahislerde bile geçmeyen Ursula K. Le Guin. Google'e karşı yazarları örgütlemeye çalışıyor. Hiçbir neden gösteremem ama Joyce Carol Oates'ın da kazanması hoşuma gider.

Ama kim kazanırsa kazansın, Lessing'in Nobel anını hiçbir şeyle değişmem. Bu da tuhaf bir okur (tamam, okuyacağım) tesellisi işte.


Sirenin Sesi blogundan Nobel öncesi bir yazı da şurada

5 Ekim 2011 Çarşamba

işin bokunu çıkartan gazete



Amerikan gazetecilerini dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Kahire'de Tahrir Meydanı'nda, Madrid'deki Puerta del Sol'da, hatta bugünlerde Kuzey Kore'de. Ama Wall Street önündeki çadırlarda, Brooklyn Köprüsü tutuklanmalarında velhasıl ABD'ye dalga dalga yayılan sistem karşıtı eylemlerin tümünde birbirleriyle haber yarışına girmek istemediler. 

Eylemciler, basın bizi görmüyor, diyor. Kısmen haklılar. Çünkü bütün anaakım gazeteler eylemlerin haberini bir şekilde yapıyor. Ama içerideki sayfalara saklıyor ama manşete çıkarmıyor ama her haberin içine uzman görüşleriyle desteklenmiş şu fikirleri sıkıştırıyor:

Eylemcilerin ne planı ne de programı var; ne istediklerini bilmiyorlar.

ya da

İlettikleri mesajın dişe dokunur bir tarafı yok.

İstisnalar var tabii. Geçen Cumartesi günkü Brooklyn Köprüsü tutuklamaları o kadar geniş çaplıydı ki, gazeteler artık kaçamadı; manşetlerini eylemcilere ayırmak zorunda kaldılar.

Sonuç? Türkiye'nin en dangalak gazetelerine (kim olduklarını bilirsiniz; 1 Mayıs sonrası manşetlere bakın yeter) rahmet okutacak kadar izansız bir yayın olan New York Post, işte şu yukarıda gördüğünüz ön sayfayı hazırladı.

'Span' sözcüğünü kullanarak mevzuyu köprüye bağlarken güya söz oyunu yapıyordu gazete. "İşin boku çıktı" demeye getiriyordu. "Bok" dediği de eylemciler tabii.

Bir arkadaşım, zamanında bizden bir gazete için "onu tuvalet kağıdı olarak bile kullanmam" demişti. Ben bu New York Post'u zevkle kullanırım. 

4 Ekim 2011 Salı

new york sokaklarında


El Cezire, "devrim evde başlar" diyor. Ev dediği kapitalizmin mabedi, Wall Street. Çocuklar önce birer ikişer, sonra binlerle doldurmaya başladı New York sokaklarını. Heyecanları güzel ama mekân ABD olunca ister istemez iki kere düşünüyor insan. Seattle'daki dalganın yavaş yavaş nasıl söndüğü hâlâ hatırımızda. O zaman onlarla beraber "başka bir dünya mümkün" diyorduk  ama mesela Araplar kadar ısrarcı olamadık. Bıçak kemiğe dayanmadığından mı?

Gazeteler birçoklarının sabrının artık taştığını söylüyor. Google danışmanları, sirk çalışanları, Brooklyn'li dadılar ve tabii ki öğrenciler... Belki Wall Street'ten birkaç tane broker bile vardır aralarında. Ya da Goldman Sachs'tan, AIG'den artakalan taze işsizler...

Her halukarda dışarıdalar. Köprübaşlarında tutuklanıyorlar. Hevesleri körelecek mi, göreceğiz.

3 Ekim 2011 Pazartesi

kaçamayan


Ernest Hemingway'i severim, boğa güreşini neden sevdiğini de tahmin ediyorum. Ama dökülen kanı yüceltmeye de gerek yok. Barcelona'lılar nihayet akıllı bir iş yaptı; tarihi La Monumental'deki boğa güreşlerini bitirdi. 

İçim şu boğaya gitti ama. Sonuncusuna. Kaçamayana...

Geçen haftanın mevzusuydu; Gustau Nacarino'nun fotoğrafını yeni gördüm