16 Ocak 2020 Perşembe

dünyanın büyüsü kayboluyor

Veronique’in İkili Yaşamı’nı seyrettim. Yıllar sonra yeniden. Film eskimemiş, daha da güçlenmiş, güzelleşmiş. Kieslowski’nin tüm filmleri böyle sanırım. 

Veronique filmde, ‘şeylere’ bakıyor. Işığa, caddeye, otobüslere… Hele elinde çevirip durduğu bir ufak cam küreye… Bakıyor da bakıyor. Kieslowski herkese farklı bir güzellik sunuyor da belki ama film, bana kalırsa, biraz da bu bakış üzerine. 

Üzücü bu aslında. 

Şeylere bakıyor Veronique. Çünkü şeyler var. Hayatımızdalar. Bir evde bir telefon çalıyor. Çevirmeli. Bir odaya gidip telefonu açıyorsun. Yetişemezsen kimin seni aradığını asla bilemiyorsun. Belirsizlik havaya yayılıyor, orada saatlerce, günlerce, belki bir ömür asılı kalıyor. 

Bazen bakıp duruyorsun o çevirmeli telefona. Çalarken bile.

Duvarda bir takvim yok. Bir saat gece yarısını vurmuyor. 

Masanın üzerinde, kahve fincanın yanında bir gazete katlı durmuyor.  

Bir transistorlu radyodan cızırtılı şarkılar yükselmiyor.

Evlerde kitaplık yok.

Hayatımızdaki şeyler azalıyor. Bakamıyoruz bile artık. Tek bir çerçeveye, tek bir şeye, bir akıllı telefona bakıyoruz çoğunlukla. Herkesin kafası önünde. Her şey belirli, herkes birbirine benziyor. 

Dünyanın büyüsü giderek kayboluyor. 



13 Ocak 2020 Pazartesi

bir tüyle kuş arasında

Nihal sana çok mühim bir nasihat: yapmacıktan daima sakın… Bazı adamlar yazılarında koyu bir ıstıraptan, karanlık bir ümitsizlikten bahsederler, halbuki hayatlarında daima mesut olmuşlar, daima gülmüşlerdir. Bu adamların yazılarının kıymeti yok çünkü yapmacıktır, kıymetin kol kola yürüdüğü kardeş samimiyettir. Mesela ben şiirlerimde gülmekten, neşeden, bahardan, bülbüllerden, güllerden bahsetsem yalan söylemiş olurum. Onların bir kıymeti olmaz. 

İnsanın her yazısı kendinden, benliğinden bir parça olmalı, nasıl ki bir kuşun kanatlarından bir tüy koparabilirsin, bir çuval parçası değil. Bu tüyle kuş arasında ne kadar sıkı muhabbet varsa yazılarla muharririn arasında da öyle bir münasebet olmalı. 

Cahit Sıtkı Tarancı, 16 Nisan 1931. 

(Evime ve Nihal’e Mektuplar, Can Yayınları, Hazırlayan: İnci Enginün)

* Fotoğrafta, Cahit Sıtkı ve kardeşi Nihal

30 Aralık 2019 Pazartesi

havalimanında kütüphane

İstanbul Havalimanı’na bir kütüphane kurmuşlar. İç Hatlar Terminali’nde, kapılara giden büyük salonun orta yerinde. Rahat koltuklarla döşeli, açık bir alan. Kitaplarla tıka basa dolu raflar. Pek bir beklentim olmadan girdim, beğenerek çıktım.

İlk gözüme çarpan kitap Orhan Pamuk’un ‘İstanbul’uydu. Karıştırayım derken, içinden bir kitap ayracı düştü. Üzerinde bu kitabın ödünç alınabileceği yazıyordu. Beklemiyordum doğrusu. On beş gün içinde yine aynı kütüphaneye veya herhangi bir halk kütüphanesine bırakmak gerekiyormuş. Baktım, elimdeki kitap bir defa ödünç alınmış ve getirilmiş bile. Hoşuma gitti.

Görevliye sistemin nasıl işlediğini sordum. Bir halk kütüphanesine üye olmak gerektiğini anlattı. Bir de, samimiyetle üzülerek, her okura sadece bir kitap ödünç verebildiklerini söyledi. Yoksa ellerinde kitap kalmazmış Kitaplar, ayraçta da yazdığı gibi herhangi bir şehirdeki kütüphaneye bırakılabiliyormuş. Oradan da kargoyla yeniden havalimanına gönderiliyormuş. Masraflı ve karbonlu, kabul ama yine de güzel. Uçmadan evvel bir kütüphaneye uğramak, kitapçıya uğramaktan çok daha iyi bir fikir. 

Başka havalimanlarında bu tür kütüphaneler olduğunu duymuştum ama ilkini görmek İstanbul’a kısmetmiş. Bir türlü beğenemediğim, ileride de beğeneceğimi zannetmediğim yeni havalimanına bir artı puan. 

Unutmadan, görevli yakında Esenboğa’ya da bir kütüphane açılacağını söyledi. İstanbul’un kütüphanesinde bizimle beraber sadece bir kişi daha vardı. Ankaralılar kitabın kıymetini daha çok bilir. Karada da havada da.

20 Aralık 2019 Cuma

meksika'da mutluluklar

Kalabalık bulvarda, bir bisikletin tekeri altına sıkışmış bir kâğıt. Sanırım büyük harfler, ünlemler dikkatimi çekti. Ne yazıyor diye durup baktım.

Bir kısa notmuş. İngilizce. 

Sevgili Mihaela,
Geldin, bizi değiştirdin. Hiç tahmin eder miydin? Bir ufacık şey daha kalmıştı ama olsun. Seni çok seviyoruz. Meksika’da mutluluklar. 

Hediyeye sarılmış bir nottu herhalde. Kayıp düşmüş. 

Ne kalmıştı acaba
Ve ne kadar uzak Meksika...

12 Aralık 2019 Perşembe

okur mu yazar mı?

Tarık Buğra yazmış: 

Adamın biri, “Okuyucu yazarı değil; yazar okuyucusunu seçer” diyor. Doğru bulduğum bu sözün bir anlamı da “Yazar kaderini kendi çizer” demek değil midir?

*
O adam her kimse, bence de doğru demiş. Yazarların gözü üstümüzde. Kalabalığı tarıyorlar. 

Birilerini bulup, çekip alıyorlar. 

Sonrası bir ömür...