22 Mart 2017 Çarşamba

her türlü kuşkunun ötesinde


Daha önce haberdar olmadığım muazzam bir film: Her Türlü Kuşkunun Ötesinde Bir Vatandaş Üzerine Soruşturma. İtalyan yönetmen Elio Petri, 1970’te çekmiş. Gian Maria Volonte büyüleyici oynamış. 

Adam suçlu. Sevgilisini canice öldürüyor. Ama polisin iz sürebilmesi için ardında kanıtlar bırakıyor. Bile isteye. Dahası, suçlu olduğunu dağa taşa ilan ediyor.

Bir küçük detay var yalnız. İz sürecek kişi de o. Adamımız Roma Emniyeti’nin cinayet masası şefi. Kelimenin tam anlamıyla da bir faşist. Bir Hitler, Mussolini replikası… Toplumun ahlak erozyonuna uğradığını savunuyor. Çözümüyse, toplumu yozlaştıranların, ötekilerin, sisteme muhalefet edenlerin, farklı olan herkesin tutuklanması,dövülmesi, bastırılması… Sistemin içindeysen, ‘saygınsan’, sorun yok. İstediğin yaramazlığı yapabilirsin. Her türlü kuşkunun ötesindesin. 

Hastalıklı bir ruh halini anlatıyor film. Suçlu olduğu bunca aşikâr birinin görmezden gelinmesi, taltif edilmesini, omuzlara alınmasını anlatıyor… Suç, kimin işlediğine bağlı olarak tanım değiştiriyor. Öyle ki “Ben suçluyum” diye bağırsan bile dönüp bakmıyorlar sana. “Hayır değilsin tabii ki” diyorlar. Kırmızı ışıkta geçebilirsin, hasımlarını itip kakabilirsin, hatta öldürebilirsin. Suçlu her zaman 'öteki'lerdir. 

Tanıdık bir duygu bu. İçine gömüldüğümüz balçık. Ne kadar yıkansak da kokusunu gideremiyoruz. 



PS: Film tüm güzelliği bir yana, sırf Ennio Morricone’nin müziği için bile izlenir. 

7 Şubat 2017 Salı

mutluluk apartmanı, peter cat ve killing commendatore




1. 
Kadıköy’de bir apartman: Mutluluk Apartmanı. İsmini koyanlar ne zarif insanlarmış... Zaten sokak ve apartman isimlerinde (hatta köylerde) rutinin dışına çıkıldıkça tatlılaşıyor dünya. O isimlerin hikâyesini merak ederiz hep. Mesela Cihangir’deki Sormagir Sokak... Ama ben o isimleri koyanların hikâyesini de önemserim. Nasıl insanlardı, nasıl dönemlerdi, nasıl ruh halleriydi?
2. 
Lise öğrencisi iki genç kız... Sokak müzisyenlerinin önünden geçerken biri kutuya bozukluk fırlattı, durmadan geçti... Diğeri biraz mahcup, durakladı, eğilip bıraktı avucundaki parayı. Müzisyenler ardından bakakaldı ilk kızın.
3.
Haruki Murakami’nin Japonya dışındaki en ciddi hayranları Güney Kore’dekilermiş. Seul’de yaşayan gazeteci Colin Marshall, Los Angeles Review’deki blogunda ayrıntılarıyla anlatıyor. İngilizce’de (ve Türkçe’deki) çevirilerine oranla çok daha fazla eser var Korece’de. Bilmediğimiz hikâyeleri, Türkiye’yi de kapsayan seyahat yazıları, caz müzisyenleri üzerine portreleri, viski güzellemeleri vs... Koreliler, Japonca’da çıkan ne varsa hemen çevirip okuyor. Dahası, yazarı o kadar seviyorlar ki, Murakami’nin yazarlığa başlamadan önce işlettiği caz kulübünün adını taşıyan bir kafe (Peter Cat) bile açılmış Seul’de (Bir de, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz üzere 1Q84 isimli churro’cu var).
 4.
Aynı yazıdan öğrendiğim bir başka şey: Yazarın yeni kitabı ‘Killing Commendatore’ Japonya’da birkaç hafta içinde yayımlanacak. 
Fotoğraflar: Colin Marshall'ın blogundan

1 Şubat 2017 Çarşamba

tam bizim otelliktir


Tam bizim otelliktir
Sanırım elbisesiyle yatar, ayakkabılarıyla
Sabah olunca erkenden kalkar
Ve kalkar kalkmaz başlar içmeye, doğrusu pek anlayamam
Uçak saatlerini sorar, lüks lokantaları sorar bir de
Pek anlayamam
Şu var ki, kendiyle eğlenir gibi sorar
Elinde vapur tarifeleri, kataloglar
At yarışı listeleri
Yanaşır pencereye, ışığa tutar birer birer hepsini
- Otel her zaman loştur -
Bakar bakar bakar.

Michelangelo Antonioni - Edip Cansever










24 Aralık 2016 Cumartesi

senenin güzeli

Meslekte ilk göz ağrım, hâlâ en sevdiğim, dergiler… Kim ne yazmış, nasıl kapak yapmış, bu sene çok ilgilenemedim. Biraz vakit arındırıp, telafi etmeli. 

Yine de 2016’ının en sevdiğim kapağını söyleyeyim, yıl biterken. 

Bu ağır seneyi anlatacak ne çok şey var ama hiçbirine girmeyeyim şimdi; New Yorker’ın Aralık başındaki kapağına gidelim. Sakin, huzurlu, gösterişsiz, komik… Bu seneyi böyle kapatalım. 

“Ben hayvanlarla büyüdüm” diyen Peter de Sève’in işi bu. İsmi 'Rat Race' (Resimdeki fareyi kullanarak kelime oyunu yapıyor; bu ifadenin 'modern yaşamın hayhuyu, hengamesi içindeki rekabet' gibi Türkçe'ye tam çevrilemeyen bir karşılığı var). Dergiye çizdiği kırkıncı kapakmış. Öncekilerden bir kısmı aşağıda (Şimdi fark ettim; içlerinden birine daha önce bu blogda yer vermişim zaten). 

Not edelim: Bu sayıdaki Pedro Almodovar makalesi de enfes. Bu linkten okuyabilirsiniz.