26 Eylül 2016 Pazartesi

daha da mı karanlık istersin






2016 nasıl yıl oldu? Verilecek cevap çok; bir tanesi şu: Koyu bir yıl oluyor…  İlk yudumda direk omuriliği titreten sert kahve gibi, sabahın üçü gibi, eski kısa Camel gibi, kopkoyu bir yıl. En azından müzikal olarak.

David Bowie Black Star’ı yayımladı. David Bowie öldü.

Radiohead, içinde “Gerçek seni darmadağın edecek” ve “Hayalciler asla öğrenemez” denen ‘A Moon Shaped Pool’u çıkardı.

Derken bu ay başında, Nick Cave geldi, ‘Skeleton Tree’ ile… Katran gibi, zift gibi albüm yapmış Nick Cave yine.

Bütün büyükler bir araya toplanmış. Gelecek ay da Leonard Cohen, ‘You Want It Darker’ı çıkarıyor. Albüme adını veren şarkı önden buyurdu.  

Leonard Cohen, en koyu takımını giymiş, öyle karanlık söylüyor.

“Daha da mı karanlık istersin, söndürelim ateşi.”

Öyle bir yıl işte.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

gidenler



Vedat Türkali ölmüş...

Gülten Akın, Yaşar Kemal, Leyla Erbil, Çetin Altan, hepsi göçtü gitti, bir iki sene içinde.

Belki farkında değiliz. Harçtı onlar.

Senin benim harcım değil sadece; onları hiç okumamışların, adını duymamışların da... Memleketi anlatan onlardı. Hakkıyla anlatanlar diyelim.
Yerlerine gelen yok.

Haksızlık etmek istemem ama var mı sahi? Hadi “Bugün anlayamadık, süzemedik” desek, 2050’lerde dönüp baktığımızda “Bu ülkeyi, o anında ne güzel yazmış” diyeceğimiz kaç kişi var? Büyük yazar var mı; büyük yazar olacak yazar var mı?

Bu, Yeni Türkiye işte. Kemal’siz, Akın’sız şimdi Türkali’siz Türkiye. Gidenin yerine yenisini koyamayan, her gün daha eksilen Türkiye. Harcı gevşek Türkiye.

Biz de onun içindeyiz.

23 Ağustos 2016 Salı

yola baktım yol uzun



Bu çok hüzünlü bir şiir... Cancion del Jinete... Federico Garcia Lorca'dan 'Atlının Türküsü'. Zülfü Livaneli besteledi ve söyledi. 'Zor Yıllar' albümünde (Ne güzel albüm ismi bu arada).

Türkçesi birazcık şarkıya uydurulmuş, orijinal haline göre 'bozuk'. Ama ben bu versiyonunu benimsiyorum. Üniversitedeyken bayılırdım 'Atlı'ya... 

Meğer ninni olarak da çok güzelmiş.

 

22 Ağustos 2016 Pazartesi

o gece

Halen o geceyi düşünüyorum. Hiç unutmayacağım. 

Tanklara, jetlere karşı koyarken vurulup düşen 240 insanı hiç unutmayacağım gibi. 

Yaşananların bir darbe girişimi olduğu ortaya çıkar çıkmaz, Çınar (Oskay) ve Sebati (Karakurt) ile bir arabaya atladık, ne olup bittiğine dışarıda bakalım diye. 

İstikamet, yakınlığından ötürü, havaalanıydı. Girişte bir tank bekliyordu. Arabadan çıktık hemen… 

Kimsecikler yoktu daha. İki kişinin dışında… “Öldürün kardeşim bizi darbe yapacaksınız” diyorlardı. Sonra birkaç kişi daha geldi. Bağırlarını açtılar. Cesaretlerine hayran oldum. Olunmayacak gibi değildi. 

Daha yarım saat önce evlerinde çay içip televizyon seyreden bu insanlar, o an tankın namlusunun önüne dizilmişti. Bunu da  misafirlikte bir bardak su daha ister gibi sakince ve tevazuyla yapıyorlardı. 

Askerlerse ne yapacağını bilmiyordu. Zaten, iyiden iyiye kalabalıklaşan halk tanka çıktıktan sonra, onlar da çekip gitti. Daha sonra, başka yerlerde başka tankların, başka askerlerin zulmü anlaşılınca ne kadar şanslı olduğumuzu fark ettim.

Dedim ya hayran olmuştum bu bir avuç kişinin cesaretine. 

Sonra binler aktı havalimanına. Belki on binler… Sert, tavizsiz, kararlı geldiler… Öfkeyle geldiler. Cumhurbaşkanı canlı yayına çıkıp çağırmıştı. Karşı durmak, direnmek için geldiler.

Ama… O tek tek hayran olduğum insanları, bu kadar kalabalıkken yadırgadım. Bu çok anlatabildiğim bir his değil. Deneyeyim: Haklıydı öfke ama havaalanında kontuarların dibine çökmüş ağlaşan çocukları, tuvaletlere sığınan yaşlı kadınları teselli de etmiyordu… Sadece kendinden olana sahip çıkan bir öfke gibiydi. Yadırgadım.


Halen o geceyi düşünüyorum. 

1 Temmuz 2016 Cuma

zaman olmuştur ki

Zaman olmuştur ki 
Belki sonbahar belki akşam 
Tepeden tırnağa silme yıldız 
Belki haziran gecesi 
Sanki bir hayal oturmuş o tenha piyanoya

attilâ ilhan 

Fotoğraf: Leonard Bernstein (solda), Glenn Gould