eve giden yol

Sarı beyaz bir ışık. 

Bulutluysa beyazı daha koyu. Göğün mavisi, ileride ufkun ardında damla damla denize akar ama ona daha var. 

Önce asfalt. Siz hiç asfaltın da göklere karıştığını gördünüz mü?

Otoyolun asfaltı ince ince tütüyor. Klimayı kapatıp pencereyi açacak kadar cesursanız, kavrulan taşların ve sahipsiz yol kenarlarının kokusu rüzgârla beraber genzinize dolar. Otomobiliniz, yol ve siz tek ve bir olursunuz.  

Eskiden hep böyleydi. Klima öncesi çağda… Sıcak, davetsiz bir misafir gibi, düğünlerde çok da karşılaşılmak istemeyen bir uzak kuzen gibi arka koltukta, teklifsiz otururdu ve herkesten çok o konuşurdu. O söyledikçe, asfalt kanınıza karışırdı, asfaltı terlerdiniz.

Ben bu kuzeni yine de severim. Biraz düşününce, ben de belki bu kuzenim. 

Onunla beraber derme çatma bir yol kenarı tesisinde otomobilden inen, sıkma ve ayran ısmarlayan, zincirleme çay içen, marketteki hediyelikleri, şarj cihazlarını, şekerleme paketlerini hep ilk defa görmüş gibi inceleyen, yola tekrar çıkmadan evvel eğilip parmaklarını asfaltta gezdiren benim. 


*


Asfalt artık bir alışkanlıktır. Yol devam eder, yol incelir, yol tüter. 

Ve yol sizi kandırır. 

Gölgeyi ilk gördüğünüz anda, sırtınıza ilk serinlik yayıldığında, gökler ilk defa koyulacakmış gibi olduğunda yanıldığınızı da anlarsınız.

Diğer maviyi o zaman görürsünüz işte. Denizi…

Yolu bildiğinizi, gerçekten bildiğinizi ilk defa o an hissedersiniz. Eve dönüş bir yol değil, bir histir.

Beyazla deniz, maviyle gök birbirine karışır. Ufuk uzaklaşır, yakınlaşır ve nihayet o da bir alışkanlık halini alır. 

Benim evime işte böyle varılır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen ne dersin?

eve giden yol

Sarı beyaz bir ışık.  Bulutluysa beyazı daha koyu. Göğün mavisi, ileride ufkun ardında damla damla denize akar ama ona daha var.  Önce asfal...