toza sor, palmiyeye anlat

Pencereden sıra sıra palmiyeler görünüyordu ve gözlerimi onlardan alamıyordum. Sıcağa da şehri saran melankoliye de aldırış etmeden, yolun kenarında kahramanca dikiliyorlardı. Bir ağaçtan çok hayvana benziyorlardı. Çölde bir deve, savanada bir zürafa, neslini korumaya kararlı bir kelaynak… Tartışma kabul etmeyecek kadar ciddiydiler. 

İçime bir telaş düştü. Bir heves... Kalemi kâğıdı çıkarıp ‘Palmiyeler’ başlıklı bir şiir yazmayı istedim. Becerebilsem yazardım da. Ama biliyordum; şiire girişecek olsam da onu yarıda bırakacaktım. Başlığı hızla atacaktım ama bir iki vasat dizeyi kâğıda dökmeye çalışırken tam, aklıma Arturo Bandini gelecekti. 

Hatırlamamam mümkün değildi. John Fante yazmıştı bunu. Palmiyeler, Fante’nin numarasıydı. ‘Toza Sor’daki o hevesli ve beş parasız yazar adayı, Amerikan taşrasından gelip Los Angeles’ta durup oturmuş pek sayın Bandini, hayatında ilk defa gördüğü palmiyelerle, haddini bilmeden mücadeleye girmişti. Onların ne olduğunu bile anlamadan, iyi bir hikâye çıkartacağını umarak, defterine ilk iş ‘palmiyeler’ diye yazmıştı. Sonrasını getirememişti tabii. Bir daha, bir daha ‘Palmiyeler’ diye yazıp durmuştu sadece. Şimdi pencereden bakarken Fante’nin neyi kast ettiğini daha iyi anlıyordum. Palmiyelerle tartışamazsınız. Onları öyle durup dururken yazamazsınız. 

Bu küçük aydınlanma anı hoşuma gitti. Kendimi Bandini’nin biraz daha akıllı versiyonu, yeni sürümü gibi hissettim. Fante, gelip beni yazsaydı ya. Hem palmiyeler burada da vardı. Şu gördüklerim de aynı boylamın ağaçlarıydı sonuçta. 


Bandini’yle ben aynı çizgi üzerinde duruyor sayılırdık. Hiç durmadan Batı’ya yürüsem, biraz da yüzsem, Kalimnos’tan Sicilya’dan geçip, Atlantik’e açılırdım. ABD’de, Virginia’da karaya çıkar, Altına Hücum dönemlerindeki gibi Vahşi Batı’ya doğru koşardım. Las Vegas’ı aşıp Los Angeles ile San Fransisco arasında bir yerlerden sahile çıkardım. Santa Cruz yakınlarından. 


İşte orada, okyanus kıyısında gördüklerim yine aynı palmiyeler olurdu. Yani bir bakıma Bandini’yle ben aynı ağacın altında buluşmuştuk.


Bir farkımız vardı yine de. Bandini palmiyeyi yazamıyordu, çünkü onu tanımıyordu. Ben onu yazamıyordum, çünkü ondan başkasını tanımıyordum.


Pencere karardı, dışarıda akşam, kendi yansımam vuruyor cama.


Photo by Viviana Rishe on Unsplash

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen ne dersin?

toza sor, palmiyeye anlat

Pencereden sıra sıra palmiyeler görünüyordu ve gözlerimi onlardan alamıyordum. Sıcağa da şehri saran melankoliye de aldırış etmeden, yolun k...