7 Nisan 2012 Cumartesi

geciken treni kiminle beklemeli?

Köln İstasyonu, 6 numaralı peron... Amsterdam trenine yirmi dakika var. Frankfurt'tan gelecek, bizi alacak ve üç saat sonra evimize ulaştıracak.

Bekliyoruz. Derken, elektronik tabelada bir yazı beliriyor. 80 dakika rötar. Ekrana bakarken bir önceki Amsterdam treninin de gelmediğini fark ediyoruz. Ona binecek yolcular halihazırda iki saattir bekliyor. Bizimkinin de ertelendiğini anlayınca yüzleri düşenler onlar.

Durumu anlamak için danışmanın önündeki kuyruğa giriyoruz. Gişedeki görevli bir Türk. Yazıcısından bir çıktı alıp yolculara veriyor. Dağıttığı kâğıtlarda alternatif bir seyahat plânı var. Üç aktarmayla gece yarısından çok sonra (beş altı saatte) Amsterdam'a varılabiliyor. İsteyen bu yolu kullanacak, isteyen geciken treni bekleyecek. Bize farklı bir şey daha söylüyor ama: "Treniniz belki hiç gelmeyebilir."

Karar veremeden perona dönüyoruz. Aramızda konuşurken bir başka yolcu araya giriyor. "Amaan, gelecek birazdan, tren değil mi, gecikir..." Uzun saçlı, güler yüzlü, Hollandalı bir adam. Elinde bir iş çantası. İki saattir bir önceki treni beklediğini söylüyor. "Neyse, bir tanesi gelsin de beraberce gideriz." Sonra da standart Hollandalı sinizmiyle demiryolu şirketini şöyle bir kalaylıyor. Maksat, adet yerini bulsun.

Biz de adamın tasasızlığında bir ferahlık bulup oraya sığınıyoruz. Alternatif planı aklımızdan çıkarıyoruz. Gişedeki görevli umurumuzda değil; bu adam "gelecek" diyorsa, o tren gelecek!

Sonra yeni bir anons... Bir yarım saat rötar daha... Üstelik trenlerden biri de iptal. Demiryolu şirketinin Alman görevlisi tepkileri göğüslemek için peronda hazır. Çevresindeki çember giderek daralıyor. Gençten, top sakallı ve tümden sinire kesmiş bir adam bağırıp çağırmaya başlıyor görevliye. Soluksuz konuşup duruyor. "Neden bana gelip rötarı haber vermiyorsunuz" bile diyor bir ara. Saçından sakalından duman çıkıyor. Çevredeki herkes geriliyor. Görevli şaşkın. Yolcular mutsuz, yorgun.

Bizim adamı buluyoruz bir telaş... Keyfi yerinde, elinde çantası, ıslık çala çala geziyor peronda. "Gelir birazdan" diyor "gelir gelir..."

Seviniyoruz.

Derken geliyor tren...  Adam başıyla nazik bir selam veriyor, kapılara üşüşen kalabalığın içinde kayboluyor.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder