27 Nisan 2012 Cuma

hepimiz meleği arıyoruz

Den Bosch'ta bir öğle vakti. Boynumda kamera St. John Katedrali'nin etrafında dört dönüyorum.

Kalabalık bir mimari... Her taşa bir heykel oturtulmuş. Meryemler, İsalar, şeytanlar, melekler... Sürekli yenileri ekleniyor, durmak yok.

Bir meleği arıyorum. Katedralin en gencini. Ayağında kot pantalonu, kulağında cep telefonuyla yontmuşlar. Yeni sürüm, internet çağı meleği. Onu bulacağım, fotoğraflayacağım, sonra da kullandığı telefon hattını arayıp röportaj yapacağım. Konuşmamız gereken bir iki uhrevi mesele var.

Hafta içi, şehir sakin, katedrali gezen kimse yok. Heykeller aralarında fısıldaşıyor. Ben çaresizce onlara bakıyorum. Neredesin melek?

Ana kapıda bir adam beliriyor. Boynumda asılı kameraya bakıp gülüyor: "Meleği mi arıyorsun?"

Bozuntuya vermek istemiyorum. Koca katedrale küçücük bir melek için gelmiş gibi görünmeyeyim şimdi. "Yoo, bakınıyorum öyle"

Sen bilirsin der gibi omuz silkiyor. Sonra da yukarıda iki aksakallı heykel arasına sıkışmış bir ufak figürü işaret ediyor. "Çekinmene gerek yok, hepimiz bir melek arıyoruz."

4 yorum :

  1. ama sen çok güzel yazıyosun. bir yerlerden bir romanın tınısını duyar gibiyim.

    YanıtlaSil
  2. yazdığın dergiyi sırf senin için aldım: kadınları kullanarak erkeklere seslenen, ya da erkeklere seslenmek için kadınlara yaklaşan dergiler, bana her zaman samimiyetsiz görünmüştür (buna karşın çeşitli sebeplerden o dergileri aldığım oldu). belki de kadınla erkek arasındaki ilişkinin ticarete hiçbir şekilde konu olmasını hazmedemediğim için.

    şu var, "fahişe" ile yaptığın sohbeti okurken, hayatımda ilk kez, kendimi tan anlamıyla, "para karşılığı sevişen" bir insan kadının yerine koyabildim. yerimi sevmedim, ama sevmediğim bir yerde olabildiğim için sevindim.

    emeğin için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. daha fazla sevindiremezdin ismail, teşekkür ederim

    YanıtlaSil