6 Temmuz 2010 Salı

kürtçe ölüm anonsları



Muhsin Kızılkaya’nın İletişim Yayınları'ndan çıkan Bir Dil Niye Kanar'ını okuyorum. Bir yandan da “demokratik özerklik” üzerine bir haber yazmaya çalışıyorum. Görünen şu: BDP belediyelerinin her şeye ve herkese inat ilân ettiği “demokratik özerklik” muğlak ifadelerle dolu. Üzerinde uzlaşma zemini üretilebilecek somut itirazlar yok. Tam olarak –siyaseten tam olarak demek istiyorum- neyin talep edildiği net değil. Beri yandan Kızılkaya’nın, Kürtçe’nin Türkiye topraklarındaki eksikli, zahmetli ve hüzünlü serüveninin yaşayan insanlar üzerinden toparladığı anlatısı, hem siyaseten hem de kültürel olarak tam hedefini vuruyor. Kızılkaya siyasetçi değil ama neyi istediğini ve nelerin gerektiğini, her şeyin ötesinde, tıpkı Edip Cansever şiirine selam çakan kitabın ismindeki gibi bir dilin neden kanadığını anlıyorsunuz.

Bir küçük ve hazin örnek. Kızılkaya, Türkçe bilmeyen amcasının ricasını aktarıyor. Amcası, yeğeninin Başbakan Erdoğan’ın demokratik açılım çerçevesinde düzenlediği yazarlar toplantısına katıldığını öğrendikten sonra bu ricayı iletmiş. Dinleyelim:

“Bir daha böyle bir toplantıya katılır veya bir yerlerde Başbakan’la karşılaşırsan, şu ricamızı ilet, ne olursun. Eskiden bizim şehirde biri öldüğünde, şehrin bütün mahallelerinde aynı anda cami hoparlörlerinde adamın kimliği ilân edilir, hangi mahallede öldüğü söylenir, cenazesinin ne zaman, nerede kalkacağı Kürtçe olarak duyurulur, bizler de kalkar bir Fatiha okumak üzere cenazeye giderdik. Ama son yıllarda bu uygulama değişti. Şimdi Türkçe anonslar yapılıyor ve ölünün adı soyadı okunuyor. Biz birbirimizi soyadımızla değil, baba adlarımızla, kabilelerimizle biliriz. Şimdi yapılan anonslar biz bazılarına hiçbir şey ifade etmiyor. Ben duyuyorum ama anlamıyorum, kimin öldüğünü bilmiyorum, benim durumumda olan, Türkçe bilmeyen yüzlerce insan var. Rica et Başbakan’dan; ölülerimizin anonsları bundan sonra Kürtçe de yapılsın!”

Basit ve anlaşılır. Üzerinde kavram bina etmeye gerek kalmayacak kadar gerçek bir ihtiyaç.

Kızılkaya da zaten şöyle devam ediyor:

“Talebi görüyor musunuz? Türkçe bilmeyen Türkiye cumhuriyeti vatandaşı bir Kürt, bir devlet talep etmiyor, bir hükümet, bir parlamento, bir toprak parçası, bir eyalet talep etmiyor. Talep ettiği şey çok basit; ölülerinin ölüm haberini Kürtçe duyma! Duymak ve dudaklarında Allah’ın kelamı bir Fatiha’yla mezarlıklarına koşmak.”

Siyaset de bu dil ve taleplerle yapıldığında ancak, uzlaşma sağlanabilir. Diğerleri bir kenara, BDP’lilerin bile Kızılkaya’yı okumaya muhtaç olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder