30 Mart 2012 Cuma

avokado seven adam

Avokado rafının önündeyim. İki tane alıp gideceğim; iyisini seçmeye çalışıyorum.

Buraya gelene kadar, bazı soslar hariç, avokado yemişliğim yok. Şimdi şimdi alışıyorum. Seçmesi de zor. Açık yeşili var, neftisi var, koyu kahverengisi var; taş gibi serti, yumuşağı var. Hangisini almalıyım?

Ben meyveleri tek tek ellerken, yanımda dikilen bir adam "seçemiyor musun" diye giriyor devreye. Biraz mahcup, "hayır" diyorum, "anlamıyorum bu işten."

Sade giyimli, güleryüzlü, siyah bir adam... "Ne zaman yiyeceksin" diye soruyor. "Hemen mi, yarın mı, beş gün sonra mı?"

"Yarın" diyorum. Aslında bir planım yok. Öylesine alıyorum işte. Plansızlığımdan nedense utanıyorum.

O da tek tek yoklamaya girişiyor avokadoları. Nihayet bir tane bulup tutuşturuyor elime. Koyu yeşil kabuğu kahverengiye döndü dönecek. "Bak" diyor, "bu yarın için." Bir tane daha... Parlak yeşil, sert... "Bu beş gün sonra." Yumuşacık bir tane, üstelik kahverengi de değil. "Bu hemen, eve gider gitmez."

Sonra renk ve yumuşaklık skalasını anlatıyor sabırla.

"Ben çiftlikte büyüdüm" diyor. "Sabah akşam avokado yerdik."

"Şimdi de çok yiyor musunuz" diye soruyorum. Berideki bir rafın yanında duran alışveriş sepetini gösteriyor. İçi tepeleme avokado dolu. Her renkten... "Sence" diyip gülüyor. Yine güleryüzle "günde yaklaşık on beş tane yerim" diyor.

Beş kahvaltıda, beş öğleden sonra, beş de akşam... Öyle diyor yani.

Şaka mı yapıyor, bilemiyorum. Sormuyorum da. İnanmak daha güzel. 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder