12 Mart 2012 Pazartesi

illa içeceksin!

Türk mahallesinin kıyısında bir kasap dükkânı... İçeriye, henüz ahbap olduğum, mal dağıtan delikanlıyla beraber girdik. O depoya gitti, ben tezgahın önünde dikildim. Yapacak başka bir şey yoktu.

Kasap, Hollandalı bir müşteriyle ilgileniyordu. Onunla işini bitirince, nasıl yardımcı olabilirim, diye sordu. Felemenkçe... Arkadaşı bekliyorum, dedim ben de, gayet renksiz Türkçemle.

Beni ilk defa gördüğünden midir bilmem, sevindi. "Bir kola ikram edeyim, hoşgeldin."

Evet, kasap dükkânı ama Türkiye'dekilerden biraz farklı. İçeride bir meşrubat dolabı duruyor; hatta şekerlemeler bile var.

Yok, dedim. "Eksik olmayın, içmiş kadar oldum."

Abdullah (yeni arkadaşım hani) depodan çıkıp gelmişti bu sırada. Kasap bu defa ona hamle etti: "Abicim, al o dolaptan iki kola, hadi durma."

Yeniden girdim devreye. "Yok hocam sağolasın, bir sonraki sefere diyelim."

Peki, dedi kasap. "Bir sonraki sefere." Sonra yazarkasayı açtı. İçinden bir euro çıkarıp bana uzattı. "Bari şunu al, şu adamdan iki meşrubat içersiniz." Yaşlı bir Hollandalı'nın, dükkanın hemen önünde duran tezgâhını gösteriyordu.

Aldım parayı. Teşekkür ettim. Bugün Cuma, dedi kasap. "İçimden geldi yahu, illa benden bir şey içeceksin. Öyle ya da böyle."

Yaşlı Hollandalı'dan iki gazoz aldık. Ben içtim, Abdullah içmedi.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder