İkindidir hep. Pencere yarı açık, sineklik kapalıdır. Rüzgâr perdeleri hafifçe aralamış. Kitap elimden düştü düşecek; uyumak üzereyim, son satırları ne yaptığımı fark etmeden üç dört defa üst üste okumamdan belli.
Kitap düşecek, okuduğum hikâye rüyalara karışacak. Ama sıcak…
Temmuz, sıcak nefesini uykuların üzerinden çekmez, sizi uykuya daldırır ama uyutmaz, ikindi düşlerinizi gün buğusundan bir koza içinde sarmalar saklar. Uzakta, yukarıda bir yerdesiniz ama yere de yakınsınız. Bu kadarını bilirsiniz. Bu kadarı size yeter.
Birden yırtılır koza.
Bir ses var. Mırıl mırıl. Karşılık veren bir ses daha. Hayır, ben kendimi hâlâ içinde sanarken dağılıp giden rüyamda değil, zihnimde de değil, dışarıda, pencerenin altında. Parça parça cümleler, tanıdık sesler… Dışarıda konuşmalar.
Kitap kucağımda, hâlâ açık. Parmağım sayfaların arasında. Ama okumayacağım. Böyle bekleyeceğim. Hiçbir yerine dahil olamadığım o konuşmaların düşsel ritmine bırakacağım kendimi. Kuyudan çekilen su gibi, şırıldayacak sesler. Yayılacaklar dağılacaklar ve yavaşça silinecekler. Ne zaman başladı, ne zaman bitti, ne anlatıldı? Ne önemi var… Uykudan döneceğim. Rüzgârın perdeyi hafifçe okşadığını göreceğim.
Bu anlar için de yaşadığımı bileceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Sen ne dersin?