belki başka bir hayatta

 A. ile yürürken, yanımızdan biz yaşlarda bir kadın geçti, bisikletiyle. İnsanların bazen gözleri karşılaşır ve bir süre karşılaştıkları yerde kalır. Öyle oldu.


Bize baktı kadın ama daha çok A’ya. Baktı ve sıcacık gülümsedi. Biz de ona gülümsedik. Yollarımıza gittik. Dönüp A.’ya baktım ben de; gülümsüyordu halen. “Arkadaşın mı” diye sordum; ben kadını tanımıyordum çünkü. “Yoo” dedi A, halinden memnun. “O kadar içten güldü ki arkadaşın zannettim” dedim. “Evet, çok içtendi, değil mi? Tanışsaydık, iyi arkadaş olurmuşuz gibi.”


Belki de başka bir hayatta, paralel evrende arkadaştık. Kahvelerimizi içmiş, ayrılmıştık. Belki bir sıcak gülüş, evrenden evrene hiç silinmeden dolaşıp duruyordu.


Resim, Chagall'in. La Vie, 1964.

konsantrasyon


Dino Bey’den biliyorum; beş-altı yaşındaki çocuklara okulda tüm görevler veya uğraşlar on beşer dakikadan veriliyor. Çocuktan bir uğraşa on beş dakika konsantre olması bekleniyor. Vakit varsa, elindekiyle daha fazla uğraşabilir. Ama altına düşmemesi bekleniyor. Zorlandıkları oluyor; neticede zihinleri farklı çalışıyor, uyaran çok. Eh, bir de çocuk bunlar!


Ama o on beş dakika… Ben iş baskısının kendini fazladan dayatmadığı sıradan bir günde, biz yetişkinlerin herhangi bir konu, iş, uğraş üzerinde on beş dakika kesintisiz konsantre olabileceğini pek sanmıyorum. Film izlerken, kitap okurken bile zihnimiz farklı yerlerde geziyor. Çalışırken, yürürken, seyahat ederken… Hep kendi zihnimizin dışındayız. Bugün piyasada en kıymetli şey zamanımızdır, dikkatimizdir ifadeleri yeni değil. Ama sanırım artık bu dikkat, ona talip olan herhangi biri için değil bizzat kendimiz için de fazlasıyla kıymetli.


Çocukların on beş dakikası bize lüks artık. Dikkat ve konsantrasyon bizim için hayatiydi. Şimdi değilmiş gibi davranıyoruz. Ama nasıl yapacağız, ne kadar yapacağız elimizde bunlar olmadan?


*

Resim, Edward Hopper'ın

leoparın evinde

Dino Bey’in havuzundan ‘önlemleri sıkılaştırdık’ maili geldi. “Kapıda QR kodu bir de kimlik soracağız, personelimize ne olur zorluk çıkarmayın, kuralı biz koymadık ama uygulamak zorundayız.”

Bu notu yazmak zorunda hissediyorlar. Çünkü illa kızıp köpüren, hatta hakaret eden birileri çıkıyor. Çünkü asabı bozulmuş birçok insan, asap bozmayı görev sayıyor.


Sıra olur diye, havuza biraz erken gittik bu defa. Ağırkanlı Hollandalılar, bürokrasi işi oldu mu insanı canından bezdirir. Kimse gelmemişti. 


QR kodumuza bakmak için birisi girişte belirdi. Olabilecek en tatlı eleman; altmış yaşlarında, dünyanın en güler yüzlü adamı… Çıkışmak da kızmak da mümkün değil. Kimliğimize bakmak yerine doğrudan doğum tarihimizi sordu. “Bu taktiği geliştirdim, afallayan olursa içeri almam” deyip güldü. Henüz afallayan olmamış. Olursa ne yapacağı konusunda bir fikri var mıydı acaba? Gözlerinin içi o kadar gülüyordu ki anlayamadım.


“Kuyruk olur diye erken geldik” dedim. “Burada olmadı ama geçen Arnhem’de maçta sağlam bir kuyruğa girdim” diye cevap verdi. 


Arnhem’de bildiğim Vitesse kulübü var. “Ajax taraftarı mısınız Vitesse taraftarı mı” diye sordum.


“İkisi de değil. Feyenoord’luyum ben.” Gülüverdi yine. “Gururlu bir Rotterdamlıyım.” Biraz durup düşündü, arayıp buldu: “Leoparın evinde bir antilop.” Tanımından da memnun ve gururluydu.


“An Englishman in New York” diye ekledim. “Bak o da olur” deyip güldü yine.


Selamlaşıp ayrıldık. Yeni gelen gruba yöneldi neşeyle. O gün kimsenin ona zorluk çıkardığını, hiddetlendiğini sanmıyorum. Hem sıkıntı çıksa bile leoparın evinde yaşamaya alışmış bir antilopa kim ne yapabilir? 


Fotoğraf: Feyenoord'un stadı 'de Kuip'in ışık kulesi...

dünden sonra yarından önce


Yıllar sonra insanlar birbirine soracak. Japonya’da geçen bir dizi vardı. Geceyarısından sonra da açık bir dükkânı anlatıyordu… Neydi adı? Seyretmiş olanlar birbirlerine bir adım daha yaklaşacak. Bugün olduğu gibi. 

güliver kompleksi


“Güliver kompleksi. Kendini ölçüye vurabilmek. Mağdurluk numarasına yatmadan, mazoşizm şehvetine yaslanmadan gerçek hüviyetini tespit edebilmek. Aşağı yukarı elli yıldır yazıyorum. Kalktığım nokta ile bulunduğum nokta arasındaki mesafeyi nasıl ölçeceğim, ben ölçemezsem, muhayyel tenkitçi ne halt edecek?"

Cemil Meriç, Jurnal, 26.10.1980


uyku biraz uyku

    Şu ferahlık, şu uyku. Hepsi buna ulaşabilmek için değil mi?  Dakka, Bangladeş. Fotoğraf: Jahid Apu