Güldüm.
Sırf kafiye olsun diye böyle dediğini biliyorum, dedim.
O da güldü.
“Ama haklı olduğumu da biliyorsun.”
Haklıydı kendince. Her zaman haklıdır zaten. Kurşunkalemle yazan biri her zaman haklıdır.
yine gözümüz yükseklerde / yaşam geçiyor perde perde
Güldüm.
Sırf kafiye olsun diye böyle dediğini biliyorum, dedim.
O da güldü.
“Ama haklı olduğumu da biliyorsun.”
Haklıydı kendince. Her zaman haklıdır zaten. Kurşunkalemle yazan biri her zaman haklıdır.
Bir film seyretmeye gitmiş, orada da aşık olmuş işte. Ekranda beş saniyeliğine gördüğü çocuğa… Eski zaman; internet yok, sosyal medya yok, soracak kimse yok. Kimseye sorası da yok. O çocuğu kendine saklamış. Ama ne zaman bir Fransız filmi gelse koşa koşa seyretmeye gitmiş. Belki bir daha görürüm diye… Görememiş ama kaderin cilvesi işte, gitgide bir sinefil olmuş. Godard’ı bana o anlattı. Truffaut’yu pek sevmez ama onu da anlattı. En sevdiği Varda’yı da. Çocuğu hangi filmde gördüğünü söylemedi ama benim bir tahminim var. 
![]() |
Ursula K. Le Guin - 'Late in the Day'in önsözünden
Yayıncılığın birçok alanında bulundum. Gazetede, dergide çalıştım. Kitap yazdım. Yayınevinde çalıştım. Bloglarım var. Ama hepsi yazı çiziyle ilgiliydi. Ses başkaymış. “Daha iyiymiş” anlamında söylemiyorum ama heyecanı başkaymış.
Üç bölüm yayınladım bile. Dördüncüsü de yolda.
İlginç olan, en çok buraya, bu bloga benzetmesi… Kafamda işgal ettiği alan ve beni meşgul ediş biçimi Eski Usul’un hâllerine benziyor. Bu benim için iyi haber. Çünkü yapıp ettiklerim arasında en çok burayı seviyorum ben…
Eh yeni mecra, yeni bir usul ama demek ki içimdeki his hâlâ eski usul…
![]() |
Becerebilirsem içinde kitaplar, yollar, tesadüfler, karşılaşmalar olacak. Sıfırdan başlıyorum, ne kadar yukarı çıkarım bilemiyorum. Ne öğreneceksem yolda öğreneceğim artık.
Biz gazeteciler, dergiciler SIFIR SAYI deriz. Bir tür profesyonel acemiliktir. Ya da acemi profesyonellik. İlk, sahici sayı yayına verilmeden evvel, onun kalitesinden emin olana dek yapılan deneme sayıları... Kimi zaman onlarca yapılır bu denemelerden. İstiyorum ki, bu yarı acemi yarı bilmiş hâl hep kalsın, beni de yolda tutmaya devam etsin. En iyi bildiğim hâl bu. Podcast'in ismi bu yüzden de Sıfır Sayı. Tabii biraz esas becerilerimi unutmamak için de...
“Cuppp”... Kitabımı almak için arkama dönmüştüm ki suya atlamış. Bir dakika bile değil, belki sadece on saniye birkaç kulaç atıp yeniden iskeleye çıktı. Su soğuk. “Su çok güzel gelsene” diyemeyecek kadar soğuk. Şimdi yan yana oturduğumuz iskeleyse güneş içinde. Ses çıkarmadan suda süzülen otları seyrediyoruz. Uzaktan arabalar geçiyor. Nedense hep eski arabalar… Otomobil sözcüğünün yakıştığı eski arabalar.
Suyu değil sadece sırtımızı ısıtan güneş iki üç saat sonra çekilecek. Mayıs yaklaşıyor.
“Cuppp..”
“Kurşunkalemimi yonta yonta neredeyse bitirdim. Bunun verdiği haz ancak iki şeyde daha var: At binmek ve yokuş inmek.” Güldüm. Sırf kafiye o...