içinde olmak istediğim film


Herkes için bunaltıcı zamanlar… İzninizle şuraya sevdiğim bir şey koyayım. Inside Llewyn Davis… Doğrusu, ben de kendi payıma bir süre bu filmin içinde, Llewyn’in dünyasında olmak isterdim. 


Llewyn Davis hakkında, çok yakın arkadaşımmış gibi saatlerce konuşabilirim. Ama başka zamana bırakayım.


if you miss the train I'm on...

artık yazılmayan şiirler

Bir komplo teorisine inanmış birinin artık bu teorinin aksine asla ikna olmadığını fark ettiniz mi? 

Covid-19’un laboratuvarda üretildiğine, İkiz Kuleler’i aslında Amerikan hükümetinin yıktığına, dünyanın beş aile tarafından yönetildiğine bir defa inananlar, önlerine ne kadar kanıt konsa da başka türlü -ve bilimsel- bir izaha kulak asmıyorlar. 


Kanıt gösterenlerin bilim insanı, doktor, ekonomist, bir şekilde işinin uzmanı olması da yetmiyor. Üstelik, “bakın bunlar komplo teorisidir” diyenlere de aklı yalanlarla bulanmış, saf veya avanak gözüyle bakıyorlar. 


Şimdi aşı tartışması var. Komplo teorisyenleri bir süredir Covid-19’un zaten sonrasında insanları aşılamak için özellikle üretilmiş bir virüs olduğunu işliyorlardı. Aşıların bulunduğu ve hükümetlerin alışveriş sırasına girdiği günlerde bu savlarını iyice ısıttılar. Şimdi aşı takvimi başlamak üzereyken artık bu tuhaf teoriler de son raddesine vardı. 


Dünya elitleri insanları aşılayarak köleleştirecekler; onlar bir şekilde sonsuza kadar yaşayacak, Bill Gates zaten yıllardır işin içinde falan…


*


Geçen gün sevgili Fatih Artvinli, İlker Küçükparlak ile yaptığı Instagram yayınında şair Ceyhun Atuf Kansu’dan söz açtı. Doktormuş meğer Kansu. Turhal Şeker Fabrikası hekimi olarak görev yapmış. 1940’lı yılların sonları… O görevi sırasında yöredeki köyleri dolaşmış, hekimlik etmiş. 


İşte o günlerde ‘Kızamuk Ağıdı’nı yazmış. Bir günde 23 küçük çocuğun kızamıktan ölüp gömüldüğünü gördükten sonra…


Bu sadece bir şiir değil, Türkiye’nin toplumsal tarihine dair, yürek sızlatan bir belge. 


Kendisi de şair, tıp tarihçisi Fatih, o gün yayında müthiş bir isabetle, benim bugüne dek bilmediğim bu şiirden dem vurdu. Tedavi imkânlarının yokluğunda, Kansu’nun hissettiği çaresizliği, çocukların göz önünde birer birer kayıp gitmesinin tarifsiz acısını anlattı. Gerçi bunu anlatmak mümkün değil; Kansu da “Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum” diye yazmıştı zaten.


Bugün bu şiirler yazılmıyorsa, kızamık aşısı sayesinde. 


*

Bu meselenin sadece bir yüzü. 


Kansu’nun zamanında bir hastalık baş gösterince bilimden medet umuluyordu. Sorun çözümün bir yere ulaşmasıydı. Ya da gecikmesi. Fena halde gecikmesi.


Bugün yine bir hastalık var. Ama bilimin önerdiği çarelere “içimize çip yerleştirecekler” diye karşı çıkanlar var. Bu itirazlar üstelik ulusal kanallarda, gazetelerde; çok okunan websitelerinde yapılıyor. 


Dedim ya, Fatih Artvinli, Kızamuk Ağıdı’na işaret ederken, “Aşısız günlerde ne olduğuna; insanların, çocukların nasıl kırılıp düştüğüne bir bakın” derken şüphesiz haklıydı.

Ama sonra düşündüm de… Bugün farklı mı? Binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan bugün de ölmedi mi? Herkes bunu görmedi mi? 


Meselemiz artık, bunları görenlerin dahi “çip var” demesi… Sadece bizde değil, bütün dünyada böyle diyenlerin çıkması. 


Dipte, derinde bir güvensizlik var. Anarşik bir güvensizlik.  


Bugün dahi ikna edemediyse, bilimin bir daha hiç ikna edemeyeceği insanların beslediği çok koyu bir güvensizlik. Virüsün dalgaları gibi, bu da çoktan bir dalgaya dönüştü.


Hakikatle ilişkimiz giderek zayıflarken, bu dalga da her gün büyüyor. 


Virüsten sonra da kalacaktır. 




PS


Fatih Artvinli - İlker Küçükparlak yayını için buraya 


Kızamuk Ağıdı şiiri için buraya.


Ceyhun Atuf Kansu’nun bir hekim olarak portresi için de buraya. 


Resim: İspanyol Gribi’ne yakalanan Edward Munch’ün otoportresi 

dergi yapıyorum

Dino Bey’i sekiz on A4 kağıdı üstüste koymuş birbirine yapıştırırken buldum. Hepsinin üstüne resimler çizmiş, boyamış, bir şeyler yazar gibi...