6 Aralık 2010 Pazartesi

uluslararası ilişkiler 101



Wikileaks notlarını keşke üniversitede okumuş olsaydım. Bir sürü sınav sorusuna daha doğrudan yanıt verebilirdim. Bugünün uluslararası ilişkiler öğrecileri döne döne faydalansın bari. Daha iyi birincil kaynak bulamazlar. Belgeler, ülkelerin birbirleri hakkındaki niyetlerinin ne olduğunu ve diplomasinin aslında nasıl işlediğini mükemmelen gösteriyor. Çok tekrarlandı ama en azından blogun hafızasına not düşmek adına Amerikan büyükelçiliklerinden geçen hafta sızan ilk dalganın en önemli 10 notunu aşağıya alıyorum (önem sıralaması değildir):

PS: Nostalji adına üniversitedeki başucu kitabımız Heywood-Politics'in görselini aradım ama bizim eski baskıyı bulamadım. Nasılsa, bizim mezunların en az yarısı kitabı hâlâ evinde saklıyor, onlar oradan hayal edebilir.



1) Samimi fotoğraflar veriyorlar ama Latin Amerikalı liderler birbirlerinden çok da hazzediyor sayılmaz. Fikir ayrılıkları, bölgesel işbirliği konusunda geçtiğimiz Şubat’ta Cancun, Meksika’da yapılan zirvede doruğa ulaştı. Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe ile Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in neredeyse yumruk yumruğa kavga edecekleri zirve sonrasında, Meksika’nın Kolombiya elçisi Luis Camilo Osorio, Meksika Başkanı Felipe Calderon’un aslında herkesin birbirinden rol çalmaya çalıştığı bir muz cumhuriyeti fiyaskosuna başkanlık ettiğini söyledi.

2) Belgeler zirvelerin bir prestij sembolü olduğunun ve karizmayı çizdirenlerin soluğu zirvelerde aldığının altını çiziyor. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin Dış Politika Başdanışmanı Jean-David Levitte, Normandiya Çıkartması’nın bu sene düzenlenen 65. yıldönümü törenlerine eski İngiliz Başbakanı Gordon Brown ve Kanada Başbakanı Stephen Harper’ın çağrılmasının tek sebebinin, siyaseten kendi ülkelerinde sıkıntılı günler yaşamaları olduğunu belirtiyor.

3) Yıllardır Kuzey Kore’nin hamisi konumundaki Çin kararını değiştirmeye başladı. Kuzey’in “şımarık bir çocuk” gibi davrandığı düşünülüyor. Artık Beijing’de Kuzey ve Güney’in birleşmesi, üstelik Seul’ün de başkent olması üzerine kafa yoruluyor.

4) Ortadoğu’da Araplar ve İsrail’in İran’ın nükleer programı hakkındaki düşünceleri çok da farklı değil. Suudi Arabistan Kralı Abdullah, İran’a askeri bir operasyonun gerekli olduğuna inanıyor. Hem de düşüncesini seslendirirken “yılanın başının kopartılması lazım” gibi bir ifade kullanabiliyor.

5) Belgeler ABD’nin “diplomatik dokunulmazlığın” en yüksek kalelerini hedeflediğini işaret ediyor. Başta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, BM Güvenlik Kurulu’nun kalıcı üyelerinin temsilcileri hakkında dahi biyografik istihbarat toplanması talebi, ABD Dışişleri’nin, diplomasi tarihi ve kültüründe yeni bir sayfa açtığının işareti olabilir. Mevcut ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve bir önceki bakan Condoleezza Rice’nın imzaladığı biyografik istihbarat talepleri, sadece şüpheli şahıs ve kurumları değil neredeyse bütün diplomatik etkinlikleri kapsıyor ve temsilciliklerden, ilgili kişilerin DNA kayıtlarından uçuş numaralarına kadar bulunabilen bütün bilgilerini ABD’ye iletmeleri bekleniyor.

6) ABD’nin El Kaide’ye karşı Arap Yarımadası’nda yürüttüğü operasyonda bilinenin çok uzağında bir resim mevcut. İç ve dış kamuoyuna “kimse içişlerimize karışamaz” diyen Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih, ABD kuvvetlerine gizlice, sınırsız operasyon izni verdi. Salih, 2009 Eylül’ünde Obama’nın milli güvenlik danışmanı John Brennan’a, “size terörizme karşı açık bir kapı sunuyorum; dolayısıyla artık sorumlu değilim” derken, yarımadanın en fakir devleti olan Yemen için de 150 milyon dolarlık bir güvenlik sigortası istiyordu.

7) Küba’daki Guantanamo Hapishanesi’nin kapatılması ABD Başkanı Barack Obama’nın seçim vaatlerindendi. Ama hapishanedeki tutukluları hepten serbest bırakmak istemeyen Amerikan yönetimi, başka ülkelere nakil için dünyanın dört tarafında girişimlerde bulunmaya başladı. Görüşülen ülkelere, tutukluların kabulü karşılığında bedel ödeneceği de vaat edilebiliyordu. Bu bedel bazen sadece para yardımıyken bazen Obama’nın ilgili ülkeye yapacağı bir ziyaretin vaadi de olabiliyordu. Slovenya’ya önerilen ise vaatlerin içinde en düşüğüydü: Bir tutuklu karşılığında Slovenya Başbakanı’na Beyaz Saray ziyareti –ki o da kesin değildi- ayarlanacaktı.

8) Sızan dokümanlar ABD ile İngiltere arasında, genelde İngilizler’in acı çektiği karşılıksız bir aşk ilişkisi olduğunu gösteriyor. Afganistan’daki askeri işbirliğinde, İngiltere’deki askeri üslerin kullanımında ve daha birçok ikili ilişkide ABD her istediğini yaptırırken, İngilizler’in talepleri göz ardı ediliyor veya dinlenmiyor. Belgeler, İngilizler’in bu sene David Cameron liderliğinde kurulan Muhafazakâr hükümetinin de seçim öncesi ABD’ye Amerikan yanlısı olma ve daha fazla ABD silahı alma taahhüdünde bulunduğuna işaret ediyor.

9) ABD ile İran’ın yıldızı barışmıyor olabilir ama belgeler kapalı kapılar ardında bazı konular üzerinde işbirliği çabalarının olduğunu söylüyor. Bunlara göre, İran, Afganistan’daki savaştan kaynaklanan göçmen ve uyuşturucu problemlerini çözebilmek adına, aracılar vasıtasıyla, ABD’ye ortak çalışma teklifi götürdü. Belgeler, İran’ın BM nezdindeki büyükelçisi Cevat Zarif’in Amerikalılar’la çalışmak konusunda güçlü bir görüş dillendirdiğini yazıyor. Belgelerde “Taliban yönetiminin bölünmüşlüğünden” dolayı bu çabalardan da bir sonuç alınamadığı yazılı.

10) Suudi Arabistan, Amerikalılar’a Afganistan’dan bir çıkış yöntemi sundu. Buna göre, Suudi istihbaratının eski başkanı Prens Türki bin Faysal, ABD ile NATO’nun güçlerine ilaveten Pakistan, Rusya, Çin ve Suudi Arabistan’ın da Usame bin Ladin ve El Kaide’nin ikinci adamı Ayman el-Zevahiri’nin yakalanması için bir sürek avı yürütmesi gerektiğini önerdi. Prens’e göre ancak bu sağlandıktan sonra ABD kendini muzaffer ilân ederek Afganistan’dan çekilebilirdi.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder