1 Aralık 2010 Çarşamba

wikileaks devler liginde



Aşağıda uzunca bir yazı var. Ağustos ayının ilk haftasında Newsweek Türkiye'de yayımlandı. Wikileaks, epey ses getiren savaş kayıtlarını (warlogs) ortaya döktükten sonra yazmıştım. Bugün tekrar bakmak faydalı olabilir. Yazıda bir Julian Assange ve Wikileaks portresi mevcut ama onun ötesinde bundan sonra biz gazetecilerin nasıl çalışması gerektiği de tartışılıyor. Sonuçta bir siteden alıp alıp manşet döşemek yetmiyor. Peki ne yapacağız? Sabırlıysanız buyurun:

"
Wikileaks devler liginde

Eski hacker Assange bir hareketi tetikledi; medya artık değişmek zorunda.


Onu bir sonraki Harry Potter filminde görecek olsanız şaşırmazdınız. "Karanlık Sanatlara Karşı Savunma" dersi için Hogwarts'a gelen yeni büyücü öğretmen rolünü rahatlıkla oynayabilirdi. Hatta Harry Potter dünyası için pek uygun görünen gizemli adını bile değiştirmezdi. (Soyadı İngilizce'de "saldırmak-assault" ile "tertip etmek-arrange" fiilleri arasında bir yerde tınlıyor.) Üstelik eserin orijinaline uygun bir şekilde, onun karanlık sanatlara karşı mı, onların yanında mı olduğunu da ilk bakışta anlayamazdınız. Devletlerin ve özel şirketlerin sırlarını ifşa eden internet sitesi Wikileaks'in kurucusu ve görünürdeki tek temsilcisi Avustralya vatandaşı Julian Assange işte böyle tuhaf bir adam. Rengi ışığa göre sarıyla gri arasında değişip duran dümdüz saçları, yüzüne dökülerek ona hem yumuşak hem de tekinsiz bir hava katıyor. Yavaş bir tempoda, tane tane ama yine de düzensiz bir şekilde konuşuyor. Sanki sofradan kalkar kalkmaz topluluk önünde bir konuşma yapmaya zorlanmışçasına, sözcükler ağzından hem keyifsizce hem de hazım güçlüğü çekiyormuş gibi dökülüyor. Ama kendinden ve söylediklerinden emin olduğu da aşikâr. Söyledikleri bir kenara, Assange'ın son bir, iki yıldır yayımladığı belgeler dünyanın her tarafında ses getirdi. Wikileaks, ulaştığı -ya da ona ulaşan- kaynaklar, müthiş hızı, her yerde olabilme ve her şeyi birden yayımlayabilme kapasitesiyle, skandalları deşifre eden yeni nesil bir yayın mecrası olma yolunda idmanını tamamladı. Tartışma büyüyor. Bu internet sitesi kimilerine göre kamuyu bilgilendirmenin yeni ve dolaysız yolu, kimilerine göre de sadece bilgi kirliliği yaratan anarşist bir yapı. Her ne olursa olsun soru ortada: Bu tuhaf adam ve yöntemleri gazeteciliğin geleceğini bugünden değiştiriyor mu?

İki hafta önce sorulsaydı, bu soruya "evet" demek kolay olmayacaktı. Ama şu an Ağustos 2010'un başındayız ve bu meslekte en kıdemlilerimiz dahil, hepimiz birkaç gün önce, hayatımızda ilk defa dünyanın büyük yayın organlarının, devletlerin ve orduların gizli saklı işlerine karşı güç birliği yaptığını gördük. Her şey Temmuz'un son haftasında yaşandı. ABD'den New York Times ve İngiltere'den The Guardian gazeteleriyle Almanya'dan Der Spiegel dergisi medya dünyasındaki tüm saygınlık ve güçlerini kullanarak Wikileaks'in onlara sağladığı 92 bin küsur gizli belgeden haberler üretti. 25 Temmuz Pazar günü üç yayın organı da, ayrı ayrı yazdıkları aynı haberle çıktılar. Haberde NATO birliklerinin Afganistan'da yürüttüğü savaşa dair, benzeri görülmemiş detaylı askeri kayıtlar yer alıyordu. Belgeler Assange'ın her zamanki gibi kimliğini açıklamadığı bir askeri yetkili -belki de onlarcası- tarafından Wikileaks'e sızdırılmış, Assange da onları kendisi yayımlamadan evvel bu üç medya devine teklif etmişti. Üçü de teklifi kabul etti; bazen beraberce, bazen sadece kendi ekipleriyle yaklaşık bir ay belgeleri gözden ve elekten geçirdiler, haberi nasıl yazacaklarını tasarladılar ve sonunda kendi meşreplerince yayımladılar. Aynı gün Wikileaks de bütün belgeleri internete koydu.

Bu yayın, kendini güvende hissettiği dört şehir arasında mekik dokuyan, çeşitli devletlerin gizli servisleriyle bazı özel şirketlerin dedektifleri tarafından sürekli takip edildiğini söyleyen eski hacker Assange'ın Wikileaks vasıtasıyla kotardığı ifşaat kariyerindeki zirve noktasıydı. Wikileaks'in daha önce de iyi zamanları olmuştu. 6 gönüllünün tam zamanlı, 1000 civarında şifreleme uzmanının ise yarı zamanlı çalıştığı, ana sunucusu İsveç'te bulunan sitenin bir önceki parlak işi, Bağdat'taki iki Reuters muhabirinin bir Amerikan helikopterinden hedef gözetilerek açılan ateşle öldürüldüğünü belgelemesiydi. Tanzanya'da, Kenya'da hükümetlerin yolsuzluklarını, Guantanamo Körfezi'nde ABD hükümetinin savaş esirlerine yaptığı suiistimalleri ve daha bunlar gibi onlarca olayın belgesini ortaya çıkardılar. Assange, "hükümetler içindeki iyi insanların" onları sürekli beslediğini ve o insanlar var oldukça sitenin de yaşamaya devam edeceğini söylüyor.

Ama şimdiye kadar sızan hiçbir belge bu denli büyük bir kıyamet koparmamıştı. Geçen haftaki yayından hemen sonra hem ilgili devletleri ve o devletlerin ordularını, hem de bütün gazetecilik alemini içine alan bir tartışma başladı. Assange, yayımladığı belgelerin 1970'lerde Vietnam Savaşı'nı deşifre eden Pentagon Papers (Pentagon Belgeleri) kadar önemli olduğunu söylüyordu. Hatta daha da ileri giderek, Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla birlikte Doğu Alman gizli servisi Stasi'nin arşivlerinin açılmasına denk bir vakayla karşı karşıya olduğumuzu da ileri sürdü. Bunlar tutarlı iddialar mı? Eski bir askeri görevli olan Daniel Ellsberg'in sızdırdığı Pentagon dokümanları; Kennedy yönetiminin Güney Vietnam lideri Ngo Dinh Diem'in devrilmesi, ardından gelen Nixon yönetiminin de Kamboçya ve Laos'un bombalanması işinde parmağı olduğunu ifşa ediyordu ve basına yansımaları büyük bir şok dalgası yaratmıştı. Totaliter Doğu Alman devletinin bekçisi ve suikastçisi Stasi'nin arşivleri ise Doğu Alman ulusunun sporcusundan yazarına, devlet başkanından sade vatandaşına, neredeyse fert fert, akla hayale sığmayacak trajediler yaşadığını ortaya koymuştu. Wikileaks belgeleri nasıl anlatılabilir peki? Bunlar Afganistan'da, sahadaki birliklerin tuttuğu savaş kayıtlarından ibaret. Tek tek bir şey açıklamaktan uzaklar. Ama biraraya getirildiklerinde özellikle üç önemli başlık altında toplanabiliyorlar: Afgan savaşındaki sivil ölümleri kamuya yansıyanlardan çok daha fazla, Pakistan gizli servisi (ISI) Taliban'la doğrudan ilişki içinde -Pakistan bunu anında yalanladı- ve ABD ordusu Taliban ve El Kaide liderlerini avlayacak gizli suikast timleri kurdu.

Habere imza atan üç yayın kuruluşunun dışındakiler ve askeri uzmanlar genel olarak "bu belgelerde yeni bir şey yok" yorumunda bulundu. Muhtemelen geride kalmış olmanın da verdiği bir kırgınlıkla, belgelerin değerini düşüren, öne sürdüğü iddiaları önemsizleştiren haberler yaptılar. Örneğin Washington Post'tan Richard Cohen, "ne idüğü belirsiz Wikileaks'in sağladığı muazzam veri çöplüğünün verdiği haber, ortada haber falan olmadığıdır," diyordu. Belgelere ilişkin haberi yayımlayanlardan New York Times bile bu konudaki eleştirilere yer veriyordu.

Kısacası, birçok gazeteci ve askeri uzman, Wikileaks belgelerinin ABD'yi sallayan Pentagon dokümanlarının yanından bile geçemediğini, hatta savaş alanındaki birçok görevliyi hedef haline getirdiğini dillendirdi. Bu dokümanlar eski ve önemsiz mi gerçekten? Savaşta ne olup bittiği hakkında kimseye bir fikir vermiyorlar mı? Gazetecilik açısından esas mesele bu soruların ötesinde ama ona gelmeden evvel, dünya çapındaki bu ifşaatın habercilik açısından iyi iş olduğunu, sıradan halkın öyle uzmanlar gibi Afgan savaşına dair her şeyi bilmediğini, dolayısıyla bilgilendirildiklerinde halen şaşırıp, kızıp, sorgulamaya geçebildiğini savunanlara bakalım. Columbia Journalism Review'a yazan Avustralyalı gazeteci Joel Meares, "son zamanlarda savaşa dair doğru dürüst hiçbir şey yazılıp çizilmediğini; öte yandan ortalama okurun her şeyden haberdar olduğunu düşünüp haber yapmamanın da gazeteciliğin içsel mantığına aykırı" olduğunu söylüyordu. "Belgelerin sağladığı ekstra bilginin işe yaramayacağını düşünmekse zaten gazetecilik fikrinin kendisine aykırıdır."

İyi veya kötü, elimizde artık 90 bini aşkın doküman var. (Assange daha büyük etki yaratacağını söylediği 15 bin dokümanı yedekte bekletiyor.) Bugün hepsini okuyamasak da, gelecekte bunları tek tek incelemeye devam edebileceğiz. Haberin değerini sorgulayan tüm köşe yazarı ve uzmanlar da onlardan yararlanacak. Peki Wikileaks hep yaptığı gibi belgeleri internete yükleyip kulaktan kulağa yayılmalarını beklese başarılı olur muydu? Üç büyük yayın organının haberin sorumluluğunu paylaşması işte bu noktada önem kazanıyor. Bir ölçüde de gazeteciliğin alabileceği yeni şekle ışık tutuyor.

Geçen Haziran ayında Wikileaks belgelerini diğer gazetelerle paylaşma fikrini Assange'ın aklına sokan Guardian'dan Nick Davies, gazeteler devreye girmeseydi, bu belgelerin patlamayacağını söylüyor. "Assange'ın internete ham materyal koyma konusunda sıkıntıları olduğunu biliyorum, ne zaman yeni bir şey yayımlasa, yayın organları 'bunlar üzerinde çalışmayalım, nasıl olsa yapan birileri vardır, haber elimizde patlayabilir' diyerek belgelere eğilmekten kaçıyorlardı. Bizim dahlimiz belgelerin gerçekten okunması olasılığını yükseltti."

New York Times, Guardian ve Spiegel'in varlığı sadece okunurluğu yükseltmekle kalmadı; belgelerin güvenilirliğini de garanti altına aldı. Guardian'ın Londra'daki binasında "sığınak" adını verdikleri bir odaya kapanan onlarca gazeteci ve uzman, alışılmadık güvenlik tedbirleri eşliğinde, bu belgelerin özgün ve tutarlı olup olmadığını anlayabilmek için detaylı çalışmalar yaptı; sahadaki gazetecilerden, ordu mensuplarından ve devletin diğer kayıtlarından yararlanılarak karşılaştırmalar yapıldı. Aynı işlem bir ay boyunca New York'ta ve Berlin'de de sürdü. (New York Times, daha sonra Assange'ın onları korkaklıkla suçlamasına neden olan bir hamle daha yaptı ve belgeleri yayımlamadan önce ABD hükümetinden yetkililere gösterdi; Avrupalıların başvurmadığı bu tutum Times'ın objektifliğini sorgulatsa da, hükümet kanadından itiraz gelmemesi belgelerin gerçek olduğunu da açığa çıkardı.)

Biz bu tip bir duruma alışık değiliz. Son yıllarda genelde Taraf gazetesi aracılığıyla yayımlanan belgeler, Türkiye'de başka türlü bir gündem yaratıyor, Wikileaks belgelerinde hiç gündeme gelmeyen sorular ortaya dökülüyor:

Neden bu gazete, neden şimdi, bu belgeler gerçek mi? Afgan kayıtları vakasında bu üç sorunun kıyısından bile geçilmedi. Herkes belgeleri olduğu gibi kabul edip sadece "değer" ve "etik" üzerinden kalem oynattı. Fark demokrasi kültürünün daha yaygın olmasında değil, daha doyurucu bir gazetecilik yapılmasındaydı. Örneğin, Taraf'ın darbe girişimleri ve Ergenekon yapılanmasına dair iddiaların yer aldığı cesur yayınlarının arkasında araştırmacı gazetecilik eksiği hissediliyordu.

Ama Wikileaks meselesinde sadece güvenilirlikle yetinilmedi, doyuruculuk da esas alındı. Haberi yayımlayan üç gazete arasındaki fark da işte bu noktada gündeme geldi. Guardian'daki gazeteciler, belgeler üzerinde çalışabildikleri bir ay boyunca kendi sıkıntılarını okurlarının yaşamaması için seferber oldu. Temel gaye ille de yeni ve flaş bir haber sunmak değildi; okurlara bu dev malzemeyi nasıl yorumlayıp 92 bin belge içinde yollarını kaybolmadan nasıl bulacaklarını da öğretmek gerekiyordu. İşte bu yüzden ölümlerin, saldırıların, anahtar olayların gün gün verildiği, renk kodlarıyla olayların kahramanlarını ve kurbanlarını birbirinden ayıran muazzam bir interaktif harita hazırlandı. Guardian'ın araştırma editörü David Leigh de, gazetenin habere ilişkin online marifetlerini gösteren bir eğitim videosu üretti. Evladiyelik bir çalışmaydı.

New York Times da zamansal, tarihi ve coğrafi çerçeveleri oturtmak konusunda iyi iş yaptı. Gazete, internet sitesinde, her bilgiyi haritayla desteklerken "Times'a sorun" başlığı altında editör ve muhabirlerini de okurlarla yüzleştirdi. (Bu arada Der Spiegel'in genellikle işin Almanya boyutuyla ilgilendiğini not edelim.)

Çıkarmamız gereken dersler var. Binlerce sayfalık Ergenekon iddianameleri yayımlandığında, bu dergi de dahil hiçbir yayın organı bu tip teknikler kullanmadı. Haritalar, soy ağaçları, grafikler, zaman çizelgeleri hazırlanmadı. Okurun bu belgeleri kendi kendine okuyup bitireceğini mi düşünüyorduk? Sonuçta okurlar da, gazeteciler de belgeleri hakkınca okumadı. Gazetecilerin okumadığını konu hakkında çıkan kitapların bir elin parmaklarını geçmemesinden, yeni haberlerin ortaya dökülmemesinden anlayabiliyoruz.

Ama artık bu devir bitti. Gazetecilik sadece belgeyi yayımlama devri değil. (Bu Wikileaks örneğinde gördüğünüz gibi artık çok kolay, ya biri ya diğeri belgeyi sızdırıyor, birileri yayımlıyor, herkes de aynı anda, aynı rahatlıkla okuyabiliyor.) İş, belgeyi işlemekte, okunabilir kılıp geleceğe devretmekte. Washington Post'un geçen ay kotardığı "Top Secret America" dosyasına bakmanızı öneririm. Gazete, Amerikan'ın çok gizli güvenlik endüstrisinde hangi firmaların, devletin hangi kurumlarının, ne ölçüde, hangi coğrafyada, hangi sıklıkla yer aldığını, diagram ve interaktif haritalar üzerinde karşılaştırmalı bir şekilde anlatıyor; bütün bunları videolar ve analizlerle destekliyor ve bu karmaşık dünyadaki her şeyin anlaşılmaya en azından biraz daha yakın olmasını sağlıyor. Üstelik internetteki gazete ile matbu ürün arasında nasıl bir farklılaşmaya gidilebileceği konusunda bir fikir veriyor. Yeterince basit değil mi? Kağıt üzerinde yapamadığınızı ekran üzerinde yapın. Şimdi anlatmanın yeni yolları da var. "

4 yorum :

  1. Bizde olsaydı "neden şimdi" diye sorulurdu ilk. Sen de yazmışsın zaten :)

    Sevgiler

    Güven A.

    YanıtlaSil
  2. Bunu kaçırmışım Newsweek Türkiye'de. Yazın ıskaladığım sayılardan birindeydi heralde. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. bu yazının güncel versiyonu da geliyor mu?

    YanıtlaSil
  4. Güven: Bizde bu olay için bile soruldu zaten. Bu soruya en güzel cevap: "Neden olmasın?"

    Trigograno: Teşekkürler.

    Adsız: Dergide, gelmiyor. Yani ben yazmadım, ama bu haftaki Newsweek Türkiye'nin kapağı bu konu zaten.

    YanıtlaSil