Bugün Ay Sarayı öne çıktı. Okuduğum en iyi kitap değil ama bende en çok iz bırakan kitaplardan. Bazı kitapları okurken yüreğinizin genişlediğini, dünyanın sizin sandığınızdan daha ilginç ve güzel olduğunu, kendinizin de o kadar yalnız olmadığınızı hissedersiniz. Zamanın ritmi değişir. Kitabın ritmi, zamanın ritmini de ele geçirir ve onu kendi keyfince eğip büker. Hızlanır kalbiniz. Aşıkmışsınız gibi. Ama aşk değildir bu. Bu nihayet yepyeni bir esrarlı bilgiye ulaşmak, çok benimseyeceğiniz bir başka hayatı, bir başka olanağı keşfetmek veya hep aradığınız bir şeyin işte orada da olduğunu anlamaktır.
Ay Sarayı’nın konusunu anlatmayacağım burada. Başka yerlerde epey anlattım. Ona ne kadar düşkün olduğumu bir blogumu isimlendirerek bile gösterdim. Bu bahiste elbette yeri var. ‘Beni bugüne getiren’, beni büyüten, şekillendiren kitaplardan biri olduğunu bir daha söylemeliyim.
(Bu kitaplardan Sıfır Sayı’da özel bir bölüm de yapmak istiyorum. Siz de yazın sizinkileri.)
Ah Paul Auster. Ne çok sevdim ben seni.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Sen ne dersin?