Mesafe uzmanı. Uzaktadır hep, bir türlü tanışılmamış arkadaşın arkadaşı. Ama o avını tanır. Sabahları evden kaçta çıkıyor, yolda gazete alıyor mu, bir kaçamak yapıyor mu? Bir insanı bu kadar tanımak acıklıdır. Birinin neyi kaçta yaptığını bilmek onu öldürmeye giden bir adımsa… Öldürmeye yaklaşmak tanıdıkça… O an gelecek; bu uzak arkadaş, bu arkadaşın arkadaşı, öldürmek için kiralanmış bu arkadaş, avının seyrini anlayacak, iş bitecek. Mükemmelleşince.
gözlüklü çocuklar
Sadece çocuklar gözlüklerini dünyanın en önemli işini yapıyormuş gibi düzeltir. Minik burnun üzerinde kaşıntı. Kulaklarda beklenmedik bir ağırlık. Refleksi henüz öğrenmemiş eller. Mesafeleri ölçmek ilk başlarda hep derttir. Uzaklar birdenbire sislenince, bir değil iki parmak dikkatlice yükselir. Çünkü görmek dünyanın en önemli işidir.
1000!
![]() |
Ah, dilimiz, o güzel kafa karışıklığımız.
Yazacak mıyım yazmayacak mıyım, ne yazacağım derken… İşte bu blogdaki 1000 numaralı post’um. Bininci dereden getirdiğim su… Sessiz sedasız, kendi kendine kaynamış sular. Bahtiyarım.
Burası sessiz, burası çılgın kalabalıktan uzak. Burası kendi halinde, eski usul, giderek daha da eski usul bir yer. İşte şimdi burada, kendim için, ailem için, bu blogda bahsettiğim herkes için ve senin için sevgili okur, bir küçük mum dikiyorum.
Yanında da bir avuç su… Bin derenin suyu.
dünyayı yazarak anlamak
Parmaklarımın ucunda… Sanki bir göz, harflere bakan. Kaleme klavyeye dokunduğumda bir yangı. Sayfaya pul pul dökülürken hücreler, zihnimde cisimlenen dünya. Orada pencereler, peterpanlar, periler; orada kayıtsızlar, tutarsızlar, zalimler. Silinenler, yer değiştirenler, “bana yer aç” diyenler… Kendini tarif ettiren hayat. Bir evi o iki harf yan yanayken daha iyi anlıyorum. Harfler, yuvanın da yuvası. Kalemim, bir duvarcı ustası. Ve bir göz, parmaklarımın ucunda. Resim Midjourney
tereddüt
Önce sesimize siner sanırız. Ama değil. İlkin omuzlarımızdadır tereddüt. İki elle abanmış gibi sıkıca bastırır. Yürüsek, adımlarımızdadır. Her zamankinden daha hızlı, daha yavaş… Tempomuz bulanmıştır. Nihayet gelir sesimize de yerleşir. Karşımızdaki anlar mı, burası hep muammadır. Konuşmada alan açmayı dener tereddüt, bir sokak hokkabazı gibi sözcükleri hızlıca birbirine karıştırır. Yakalanırsa tek çaresi inkârdır. Yakalanmazsa… Yükünü orta yere boşaltıp uzaklaşır. Kendine yeni bir sırt arar yük. Yeni omuzlar. Yeni adımlar. Nihayet yeni bir ses…
john berger
Hep yüzündeki çizgileri hatırlıyorum. Yüzünü değil ama yüzünü oluşturan çizgileri. Derin, barışçı çizgiler. Kendisi de böyle hatırlamamı isterdi, seziyorum. Bir derginin kapağında bin yaşında bir adam görmüştüm. Bir Hintli. Her biri ayrı bir dönemi hatırlatan çizgilerini gururla sergiliyor gibiydi. Dünyada böyle yaşandı, bakın. Siz de böyle yaşayacaksınız…
Sözcüklerle çizgileri birbirinin yerine kullanmayı daha çocukken öğrenmişti. Ama hangisine dönüşmek isterdi? Bunu henüz bulamadım.
yazan yaşlı kadın
Beyaz, pamuk, yumuşak… Dışarıdaki gürültüyü umursamadan yazıyor. Yaşına rağmen gözlüksüz. Şaşırtıcı derecede gözlüksüz. Önünde küçük, zarif bir şişe; içindeki sarı pembe sıvı, mürverçiçeği suyu mu? Öyle olmalı; önüne defterlerini, kâğıtlarını açmış ince ince yazan bu kadına mürverçiçeği gibi bir farklılık yaraşır. Her şeyi beyaz. Üzerindeki ince bluz, sınav dönemindeki genç bir öğrenci kız gibi kulaklarının arkasında topladığı saçları, masaya doğru eğilişi, hali tavrı, düşüncesi beyaz. Sosyal medyada aradıkları, bulduk sanıp sonsuza dek tekrar ettikleri beyaz işte bu beyaz. Dışarıda çöken akşama tezat, beyazlığını hep koruyan bir beyaz…
kurşunkalem
“Kurşunkalemimi yonta yonta neredeyse bitirdim. Bunun verdiği haz ancak iki şeyde daha var: At binmek ve yokuş inmek.” Güldüm. Sırf kafiye o...
-
“Kurşunkalemimi yonta yonta neredeyse bitirdim. Bunun verdiği haz ancak iki şeyde daha var: At binmek ve yokuş inmek.” Güldüm. Sırf kafiye o...
-
Bazı filmler kendinden başka hiçbir şeyle anlatılmıyor. O kadar yoğun oluyorlar ki ne bir kitap ne bir film ne de bir geçmiş an geliyor ...
-
Klişe cümle cuk diye yerine oturuyor: Herman Melville'in ölmez eseri... 'Moby Dick, Beyaz Balina'yı, Ron Howard filmi ...
-
Bazen bir kitap çıkıyor, içeriği ağır mı hafif mi, dili işlek mi koyu mu demeden, fısıltı gazetesiyle binlerce satıyor. Bu sene Kolektif...
-
İki hafta evvel, “daha sonra devam ederiz” diyerek Şerif Mardin ile Mete Tunçay’ın okuma listesine girmiştim. Bir düşününce, o zaman bil...
-
Louise Glück’ün Nobel alması bana şiir okumayı unuttuğumu hatırlattı. Unuttuğunu hatırlamak ne kadar şiir dışı bir ifade. Fazlaca edimsel....



