işte başkan, istanbul

1950 seçimlerinden önce Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Ankara’dan İstanbul’a gelir ve on binlerin katıldığı Taksim Mitingi’nde konuşur. Coşkulu kalabalık, yaklaşan seçimler hakkında endişe duyan İnönü’nün yüzünü güldürmüştür. Stres altındaki Cumhurbaşkanı rahatlamıştır. 

İnönü, kürsüden halka bakarken, yanında bulunan ve onca insanı oraya toplamanın gururunu yaşayan Vali Fahrettin Kerim Gökay, mütebessim Cumhurbaşkanı'na döner ve o meşhur sözü sarf eder: 

“İşte Paşam, İstanbul!”

Seçim, CHP adına hezimetle sonuçlanır. Kalabalık Paşa’yı yanıltmıştır. 

*
Muharrem İnce, geçen seneki başkanlık seçimi sürecinin son günü Maltepe’de miting yaptığında daha da büyük bir kalabalık vardı. Hatırlayın; denizden gelenler, alana yürüyerek ulaşmaya çalışanlar, metronun aksaması vs… İnce, o gün başkanlığı kazanmış gibi duruyordu. Bir tek birinin çıkıp “İşte Paşam, İstanbul” demediği kalmıştı. 

O da kaybetti. O gün oraya gelenler belki ona oy vermişti ama yetmedi. 

*
İstanbul’un yeni (ve iki kere rafine) belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, kalabalığını kendi yarattı. İnsan insan büyüttü o kalabalığı. Hem de beş ay önce onu kimse tanımıyorken. İnönü ve İnce de on binleri kendi karizmalarıyla oraya toplamıştı ama işte fark var: İmamoğlu kazandı. Sadece Yıldırım’a  karşı değil, başta Erdoğan tüm AKP’ye ve geleneksel medyanın kahir ekseriyetine karşı. 

Ekrem İmamoğlu, oy kullandığı okulun bahçesine çıktığında gelen fotoğrafa bir bakın. Ya da sonuç belli olduktan sonra Beylikdüzü’ndeki kutlama fotoğrafına.. İşte bu da İstanbul…

İmamoğlu 31 Mart’ta aynı okuldan çıkarken çevresine bir avuç insan birikmişti. Hakikat ile kalabalık arasında bir bağ muhakkak var. İş, bağı oya çevirebilmekte. Sandığı da zincire ekleyebilmekte.

*
Zaferlerin en büyüğü bu ‘Davut ve Golyat’ hikâyesinde saklı. 

“Kalabalıklar yanıltıcıdır” deyip durdu AKP’liler. “Sandığa bakın siz” dediler (Halbuki bakılmış ve İmamoğlu kazanmıştı). 

“‘CHP adayı’ orada yenilecek” dediler. Adını bile anmadılar adamın. Siyasetçisi de anmadı, gazetecisi de… ‘CHP adayı’ deyip geçtiler. Bir gazeteci canlı yayında yanlışlıkla ismini söyledi de sonra hemencecik “yani CHP’nin adayı” diye düzeltti. 

*
Üzerinden yıllar geçse de anlamayacağım. İki adayın başı çektiği bir seçime gidiyorsunuz. Bütün Türkiye, hatta dünya oraya bakıyor. Ortada rakibinin adını söylemekten çekinen bir akıl var. 

Koca bir parti, Türkiye’nin iktidar partisi, demek ki Türkiye’nin en seçkin isimlerini, en ciddi öngörülerini barındırdığı varsayılabilecek bir parti, bu akılla, kendisini daha önce dize getirmiş rakibini yeneceğini sandı. 

Hatta bir eski bakan “Ben CHP adayının adını bilmiyorum” dedi. Evet, böyle bir cümle 2019 Türkiye’sinde kurulabildi. Hakikatin aşındığı anlardan biri daha… Hakikat-sonrası Türkiye’den bir minik kesit…  

Sonuç: Adı AKP’liler tarafından anılmayan İmamoğlu, 4 milyon 741 868 oy aldı. Üstelik Binali Yıldırım’a 806 bin 415 oy fark atarak… 

Kalabalıklar, evet, yanıltıcıdır. 

Ama genellemeler daha da yanıltıcıymış belli ki. Hele ciddi bir siyasal aklınız yoksa.

PS: İki muazzam fotoğraf. Yukarıdaki Onur Günal, aşağıdaki Bülent Kılıç...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen ne dersin?

gazetecilikte ilerlemenin beş adımı

10 yıl önceki notlarımı karıştırırken buldum. Beş madde diye not almışım ama dört madde yazmışım. Yanlışlık mı yaptım acaba yoksa beşinciyi ...