6 Ağustos 2010 Cuma

hastayken yazmak



Yazar kahvesini pişirir, ışığını müziğini ayarlar, öyle oturur yazısının başına. Grip gözünü açtırmazken, beyni kafatasına sığmıyor da patlamak üzereymiş gibi kabarırken, bademcikleri boğazında barikat kurarken, eller ayaklar ne kelime, tekmil organı sistem hatası verirken, harıl harıl romanla, şiirle uğraşan var mıdır?

Yoktur tabii. Hastayken yazmak zorunda kalan zavallılar sadece gazetecilerdir. Benim ofiste hemen herkesin böyle anısı çoktur, sorsanız sabaha kadar anlatabilirler. “Bir gece sabaha kadar kusmuştum, sonra da…” Böyle gider bu.

Ben artık şerbetli olduğumu düşünüyordum. Değilmişim. Geçen haftasonu sıcaktan herkes neredeyse kendi tenini üzerinden kazıyıp çıkartmayı kafaya koymuşken, ben ofiste sağdan soldan bulduğum kıştan kalma montlarla lahana gibi oturup yarı uyuklayarak haber yazıyordum. Biraz da yaşlanıyorum galiba, bir hafta geçti, zihnimi ancak toplayabildim

Kelimeler ekrandan dökülüyormuş gibi geldi bir ara. Karakteri büyütünce sayfaya tutunabileceklerini umdum. Çok özel ve önemli bir şey değil, herkes hastayken çalışmak zorunda kalmıştır; ama bu meseleden çıkardığım bir şey var. Beşir Fuat ne olacağına bakmak için boşuna kesmiş bileklerini, pencereyi açıp yatmak da işini görürmüş.

PS: İyileşmek için doktora gitmek yerine bir sezonluk House izledim, evde deneyebilirsiniz.

1 yorum :

  1. "Hastayken de yazmak zorunda kalan" şair vardır belki, ne belli belki de tilki: gezer dağlarca dağlarca!

    "Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri. "

    kalan yelerinden öperim.
    artvinli

    YanıtlaSil