30 Ağustos 2010 Pazartesi

pamuk bayramı



Manzaradan Parçalar'ın yayımıyla Orhan Pamuk röportajları salvosu da başladı. Öteden beri Pamuk'un medya yönetiminde en başarılı yazar olduğunu düşünürüm. Romanlarının arasına İstanbul, Öteki Renkler, Manzaradan Parçalar gibi "parçalar" koyar; böylece adını gündemden düşürmez. Beri yandan röportaj vermeye de kitaptan önce başlar ki, medya da okur da istim tutsun.

Bu defa yapmadığını düşünmüştüm; çünkü röportajlar kitaptan önce gelmedi. Yanılmışım. Kaya, geçen haftanın edebi gündemini hatırlattı: Kiran Desai. Bir süredir Pamuk'un sevgilisinin seri halde verdiği röportajları okuyorduk.

Arşivi karıştırdım. İki sene önce bugünlerde Masumiyet Müzesi çıkmış. O zaman eski blogda aynı meseleyi anlatmışım. Sıkılmazsanız aşağıda o yazıyla devam edebilirsiniz.

Ama ona geçmeden önce son bir not. Orhan Pamuk çok iyi bir yazar olmasaydı, bütün bu medya hikâyesi gerçekten nahoş bir durum olurdu. Şimdi katlanıyoruz.

Bu arada, İletişim Yayınları'nın kitaba çok yüksek fiyat biçtiğini söylemeliyim. 30 lira fazla. Orhan Pamuk diye bu fiyat belirlendiyse, Dostoyevski'nin 50'den satılması gerekir. (Buraya bir düzeltme gerekiyor, kitabın fiyatı 25 liraymış, ben havaalanında 30 liraya satıldığını gördüğümden tufaya düştüm.)

Her neyse, buyurun iki sene önceye:




"Nihayet Masumiyet Müzesi yayınlandı. Çok sevindiğim için değil 'nihayet' demem. Sıkıldığımdan… Orhan Pamuk’un her yeni kitabında yaşanan törenselliğin eni konu sıkıcı olmasından…

Sanırım her yazarın düşlediği bir tören bu. Ama tabii çok azına kısmet oluyor (söylemeye gerek yok, şairler yanından bile geçemiyor bu düşün). Gazeteler, dergiler, televizyonlar yayına başlıyor. Pamuk’un her gün bir başka demecine rastlıyoruz. Büyük kitabevleri vitrinlerinin tamamını bir tek o kitaba ayırıyor. Tembel okurlar, Orhan Pamuk’un kitaplarına nasıl da başlayıp bir türlü bitiremedikleri yönündeki bildik ahkâmlarını kesiyor. Bir iki hafta içinde ilk ciddi eleştiriler yayımlanmaya başlıyor. Yani herkes işin bir ucundan tutuyor. Peynir ekmek gibi satıyor kitap. Bizim bir Rowling’imiz yok. Edebiyat dünyamızın fuarlar dışındaki, yüksek ihtimalle birçok başaltı yazarı da çatlatan, tek ‘event’i bu.

Haddime düşerse söyleyeyim, Orhan Pamuk bence çok özel ve iyi bir yazar. Ama sanki biraz hesapçı. Türkiye’de kendisinden başka kimsenin zevkine varamadığı bu töreni (belki biraz Murathan Mungan tadıyordur; ama o da nispeten daha çok yazdığı için etkisi azalıyor) daha da uzatmak için elinden geleni yapıyor gibi. Son kitabında bir sonraki romanının adını söylemesiyle başlıyor süreç. Sonra basının kulağına ufak ufak fısıldıyor. Siyasi bir roman diyor, dönem romanı diyor, onu diyor, bunu diyor. Ne yazdığını iyiden iyiye belli ediyor. Bir de şu his var: Pamuk romanı bitirmeden önce roman üzerine demeçlerini bitirmiş gibi geliyor. Hatta röportajlarda hangi ceketi giyeceğini, hangi koltukta oturacağını, nasıl bir poz takınacağını biliyormuş gibi… Bilmem ki, belki de büyük yazar olmak böyle bir şeydir. Yine de çok sıkıcı.

Ama bir şey daha var:

Üç ay önce, sabah saat 6… Ben yarı uyur yarı uyanık saate bakıyorum. Ayılmaya çalışıyorum. Orhan Pamuk ise biliyorum, hep söylediği gibi, o saatte uyanık, Masumiyet Müzesi’ni yazıyor… Ohh diyorum, neyse ki işini yapıyor… Yazıyor… Yazsın ki tören eksiksiz devam etsin. Pamuk bayramı başlasın ve bir an önce bitsin."

5 yorum :

  1. referandumda evet diyecekmiş.bence iyi yazarlığın yanında çok iyi gözlemci ve düşüncelerini net şekilde,korkmadan söyleyebilmesini takdir ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. iyi bir yazar, düşüncelerini net bir şekilde söyleyebilendir zaten. orhan pamuk'un cesaret konusunda hiçbir zaman sorunu olmadı. severim.

    YanıtlaSil
  3. "pamuk oncesi" torensellik, ya da iste pamuk'un cesareti hakkinda soyleyecek bir seyim yok (katiliyorum anlaminda degil, bayagi yok); ama az once istanbul'un "mutsuzluk kendinden ve sehirden nefret etmektir" baslikli bolumunu okurken sinirlenince gelip buraya yazayim dedim (baska bir terapi yontemi de deneyebilirdim elbet). bu blogu tutan kisinin henuz bir lise ogrencisiyken "orhan pamuk ileride ders olarak okutulacak, gorursunuz" iddiasi hep aklimda oldugundan, bir de son zamanlarda bu blogu okumaktan cok zevk aldigimdan (sanirim).
    orhan pamuk'la, yani onun edebiyatiyla aram bayagidir iyi gitmiyor; uzuluyorum. okumakta (belki) gec kaldigim istanbul'un yukarida bahsettigim bolumunun, beni "can evimden vurulmaya" hazirlayan 6 sayfadan sonra gelen son 3 paragrafiyla da ciddi bir sorunum var.

    Cumle cumle gidecek olursak: Bu kavramlar 50 yasindaki yazarinizin sozleri deyip tarihsel/zihinsel bir gecis geliyor mujdesi vermek, ama 16-18 yaslarimdayken diye baslayan sonraki cumlede onceki 6 sayfayi dogrudan ozetlemek (ingilizce dersinin paraphrasing odevlerindeki gibi), ardindan bir "ikinci dunya" mujdesi vermek (ayni cumlede, bu dunyanin taleplerini 15 yasindan once karsiladigini zannetmemize sebep olan ufak bir hata - ya da degil)... off, ben hala umutluyum ama bir sonraki cumleden, bu "ikinci hayat" okuduklari midir, fransiz ressamlar mi, resim mi, istanbul'un niye o dunyaya benzetilecek bir yani yok anlayamamam, sonra turk izlenimcileri, iyi resim-kotu resim-istanbul iliskisi (bi ikinci hayat vardi ne oldu ona?!), sehri manzara olarak gormeme dileginin belirtilmesiyle kapanis (e 50 yasla baslamistik?!). 6 sayfada dalgalanan deli gonul bos bakislara birakti bende yerini. paragrafi 2. defa okudum, olmadi. devam ettim, ama artik "buyu" mu bozuldu nedir, son 2 paragraf da ayni soruyu sordurdu: pardon?! bayagi kizginim, bayagi!

    2 sey: kitabi ilk elime aldigimda icindekiler'e baktim her zaman yaptigim gibi, basligi begendigim icin pat diye acip okudum o bolumu; "e bastan okusaydin bu kadar vidi vidiyla basimizi sisirmezdin" diyebilirsin. ama iste, bu kisma oyle amansiz bir bolunmeden bahsederek basliyor ki, kitabin onceki kisimlarindan gelebilecek kurtarici anlamdan (bu ne demekse) bagimsiz olarak, niyeyse paldir kuldur bir bitiris var, yikilan hayallerim var, aceleciligim, heyecanim var... nasil toplayayim ben simdi orhan pamuk'la iliskimi??
    ikincisi, matematik problemi cozer gibi okumak degil derdim; p ise q tipi mantik, giris-gelisme-sonuc duzeni felan da aramiyorum, kucuk bir histen bahsediyorum sadece. hani var ise boyle bir edebi eserin, kitabin o parcasinin "butunlugu" su bahsettigim birkac paragrafla yerle bir oldu. benzer hissiyatla masumiyet muzesi'nde de ugrastim, ama bu blogun sahibinin lisedeki iddiasini takibe devam etmek de istiyorum... e hadi bu da benim bolunmem olsun!

    oh, uzun uzun yazdim, rahatladim! belki bir gun karsilikli da otururuz, daha duzgun sisiririm kafani.

    muhabbetle...

    YanıtlaSil
  4. hoşgeldin :)ancak gördüm yazdıklarını


    ne güzel anlatmışsın, karşılıklı sohbeti tercih ederim tabii.

    öyle böyle değil, kafası çokça karışık pamuk'un, görüyorsun işte, yazdıkları da bazen öyle. Ne diyelim, yazmamasından iyidir.

    ben lisedeyken öyle mi demiştim, unutmuşum.

    neyse, iyi oldu bu, söyleseydin daha önce, ben sana gönderirdim birkaç kitap, ister pamuk, ister uyurkulak.

    ama ben de gidiyorum artık, başkalarının eline bakacağım, umarım kitapsız bırakmazlar

    sevgiler

    YanıtlaSil
  5. ORHAN PAMUK YORUMLARI
    HANİ ŞU 'HİNTLİ ÇİNGENE GÜZELİ KİRAN DESAİ'
    yorumcuhk.blogspot.com

    YanıtlaSil